17.10.11

kadınlar ve askerler

mary wollstonecraft

toplumun bugünkü yozlaşmış durumu içinde, anlayış güçlerini sakatlayarak ve duyularını keskinleştirerek kadınların kölelere dönüştürülmesine katkıda bulunan pek çok etken vardır. bunlardan biri, belki de dikkati fazlaca üzerine çekmeden en fazla zarar verenlerinden biri, düzene yeterince önem verilmemesidir.

her şeyi belli bir düzen içinde gerçekleştirmek son derece önemlidir; kadınlarsa, genel olarak ele alındığında, genellikle hiç de düzenli bir eğitim almazlar ve çocukluklarından itibaren yöntemin değerini öğrenen erkeklerin sergilediği planlama ve kesinlik arama yeteneklerine nadiren sahip olurlar. ihmalden beslenen bu tahmin egemenliği -aklın sınamasından hiç geçmeyen, içgüdüsel sağduyuya teslim edilen rastgele uygulamalara başka nasıl bir ad verilebilir?- kadınların olguları genelleyebilmesinin önünde gerçek bir engel oluşturur. böylece kadınlar, salt dün yapmış oldukları için, bugün de dün yaptıklarını yaparlar.

eğitimin kadınlara bir zayıflık görüntüsü vermesine kanıt olarak askerleri gösterebiliriz; askerler de kadınlar gibi bilgiyle donanmadan ve zihinleri ilkelerle güçlendirilmeden yaşama başlar. bu iki durumda sonuçlar benzerdir: askerler gündelik konuşmaların bulanıklığı içinde, yakalayabildikleri yüzeysel bilgileri yakalarlar; sıklıkla topluluk içine karışmaları da onları hayat bilgisi denen bilgiyle donatır; ama toplumda kabul gören davranış biçimlerine ve gündelik hayatın sürdürülmesine yararlı bu bilgilerle insan yüreğine ilişkin gerçek bilgileri ayırt edemezler. ama zaten spekülasyonla deneyimi karşılaştırma yoluyla yargının sınamasına tabi tutulmamış, keyfi gözlemin ham meyvesi böylesi bir ayrım gözetilmesinde işe yarar mı? askerler de kadınlar gibi, küçük erdemleri şaşaalı bir kibarlıkla yerine getirirler. eğitimin benzerlik gösterdiği bu iki durumda cinsiyetten kaynaklanan bir ayrıma işaret edilebilir mi? benim görebildiğim tek ayrım, askerin daha fazla gözlem yapabilmesine olanak tanıyan özgürlük ayrıcalığıdır.

düzenli ordular hiçbir zaman kararlı, güçlü insanlardan oluşmazlar; askerler iyi disipline edilmiş makineler olabilirler; ama güçlü tutkuları ya da keskin bir zekası olan bir askere rastlamak güçtür. anlayış gücünün derinliğine gelince, orduda böyle bir şey bulmanın en az kadınlar arasında bulmak kadar zor olduğunu düşündüğümü belirtmem gerekiyor; her ikisinin de nedeni aynıdır. bunlara ek olarak subayların dansa, kalabalık toplantılara, maceralara ve alaya almalara da pek düşkün oldukları söylenebilir. askerler de, daha zayıf olarak görülen kadın cinsi gibi, tüm yaşamlarını dalkavukluğa adarlar. onlara başkalarının isteklerini yerine getirmeleri gerektiği öğretilir; bunun için yaşarlar. gene de cinsiyet ayrımı açısından kendilerinin hor görülmesi söz konusu değildir; üstünlüklerinin nerede olduğunu anlamak mümkün olmasa da, kadınlardan üstün görülürler.

kadınlarla askerlerin büyük talihsizlikleri, ahlakı öğrenmeden kabul gören davranış biçimlerini, insan doğasının ideal tasarımı üzerine düşünmeden hayat bilgisini öğrenmeleridir. bunun sonucu doğal ve kaçınılmazdır: askerler sıradan insan doğası ile yetindiklerinden önyargıların kucağına düşerler; tüm fikirlerini başkalarından edindiklerinden yetkeye körlemesine boyun eğerler. böylelikle biraz akıl kırıntısı sergilediklerinde bu, gerçeğin yalnızca bir kısmını yakalama gücü bulunan içgüdüsel bir anlık bakışlardan kaynaklanır ve söz konusu kırıntılar davranış biçimleri söz konusu olduğunda bazı yararlar sağlayabilir; ama yüzeyselin ötesinde savlara dönüştüğünde ya da fikirler çözümlendiğinde başarısızlığa mahkumdurlar.

tüm bunlar kadınlar için de söylenemez mi? askerler de, kadınlar da uygar yaşamın yapay ayrıntılarıyla yararlı konumlarından koparılıp alındığından yukarıdaki savım ilerletilebilir. servet ve babadan kalma unvanlar pek çok kadını salt rakamlara değer vermeye itmiştir ve aylaklık toplumda dalkavuklukla despotluğun bir karışımını üretmiştir; öyle ki metreslerinin önünde köle olan adamlar kız kardeşleri, eşleri ve kız çocukları karşısında despot kesilirler. bu da kadınlara toplum içindeki yer ve konumlarını hatırlatmak içindir. kadınların zihinlerini geliştirerek onları güçlendirirseniz, kör itaatin de sonu gelecektir; ama iktidar her zaman kör itaat aradığından tiranlarla hazcılar kadınları karanlıkta bırakmaya çalışırken doğru şeyi yapmaktadırlar. ne de olsa tiranlar kölelik ister, hazcılarsa oyuncaklar. aslında hazcı, tiranların en tehlikelisidir; kadınlar sevgililerini, prensler bakanlarını yönettiklerini sanırken, aslında onlar tarafından aptal yerine konulurlar.