14.9.11

milena'ya mektuplar

franz kafka

hiç kimse cehennemin dibindekiler kadar temiz şarkı söyleyemez; meleklerin söylediğini sandığımız şarkı, aslında onlarınkidir.

insan kendi eksikliğine katlanmak zorundadır, her an için; oysa iki kişilik eksikliğe katlanmak zorunda değildir. yine de durum o kadar kötü değil, abartı ve yalan bu, her şey abartı, yalnızca özlem gerçek, o abartılamaz. fakat özlemin gerçekliği bile o kadar da onun kendi gerçekliği sayılmaz; daha ziyade, geri kalan her şeyin yalan oluşunun ifadesidir. kulağa saçma geliyor ama öyle.

belki en çok seni sevdiğimi söylediğimde de söz konusu olan gerçekten sevgi değil; sevgi, senin içimde çevirip durduğum bıçak olman.

uyku en suçsuz varlıktır, uykusuz insansa en suçlu varlık.

şüphesiz doktorlar aptaldırlar, daha doğrusu aslında diğer insanlardan daha aptal değildirler; ama kendini beğenmişlikleri gülünçtür.

evet, benim de mutsuz ettiğim insanlar oldu; ama uzun vadede bana asla sitem etmiyor, sadece sessizliğe gömülüyorlar ve inanıyorum ki içten içe de beni suçlamıyorlar. insanlar arasında böyle istisnai bir durumum var.

eğer mutluluktan ölünüyorsa, bu benim başıma gelmeli. ve eğer ölüme yazgılı biri mutluluk sayesinde hayatta kalıyorsa, o zaman hayatta kalacağım.

biraz kötülük olmadan ruh herhangi bir yükten nasıl kurtulabilir ki?

milena jesenska: en nihayetinde bir insanın ötekinden beklediği sadece kendisini onaylamasıdır.

yahudi dediğin tehlikelidir, senin ayaklarına kapanmış olsa bile.

evet, seni seviyorum budala; tıpkı denizin, kendi dibindeki küçücük bir çakıl taşını sevmesi gibi, işte sevgim seni öyle kaplıyor.

bazısının şarkısı daha uzundur, bazısınınki daha kısa. fakat aradaki fark yalnızda birkaç kelimeden ibarettir.

ölümcül bir yarayla sahnede yatarken bir arya söyleyen hikaye kahramanlarına gülümsemek haksızlık. biz yatıyor ve yıllarca şarkı söylüyoruz.

insanların mektup yoluyla birbirleriyle ilişki kurabilecekleri düşüncesi nereden çıkmış ki! uzaktaki bir insanı düşünebilir ve yakındaki bir insanı elimizle tutabiliriz; geri kalan her şey insan gücünü aşar. ama mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak demektir, ki öpücükler yerlerine ulaşmaz, hayaletler yolda içip bitirir onları. bu zengin besin sayesinde görülmemiş derecede çoğalırlar. insanlık bunu hissediyor ve buna karşı savaşıyor; insanlar arasındaki hayaletli iletişimi olabildiğince kesmek için demiryolunu, arabayı, uçağı icat etti; ama hiçbir şey işe yaramıyor, belli ki bunlar uçurumdan düşerken yapılmış icatlar, karşı taraf ise çok daha sakin ve güçlü, mektuptan sonra telgrafı icat etti, telefonu, telsizi. hayaletler açlık çekmeyecekler; ama biz telef olacağız.

"bu dünyada cezasız kalmayacak bir şey varsa, o da manevi meselelerde kullanılan hesap ve rakamlardır."

milena jesenska: iki insanın birbiriyle evlenmesinin tek bir mantıklı sebebi vardır; o da, onlar için birbiriyle evlenmemenin imkansız olmasıdır. birbirleri olmadan yaşayamamalarıdır.

evliliğin anlamı, keskin ve katı bir biçimde tanımlayacak olursak, güvende olmaktır.

milena jesenska: insan derinlerde aldatır ama yüzeyde tanırsın onu.

büyükbabam hep derdi ki: "hayat şaşırtıcı derecede kısa. şimdi bu söz hafızamda öylesine belirgin ki, mesela genç bir insanın atla en yakın köye gitmeye karar vermesine ve bunu yaparken -mutsuz tesadüfler bir yana- mutlu geçen, sıradan bir hayatın böyle bir geziye yetmemesi ihtimalinden korkmamasına akıl sır erdiremiyorum."

en içten selamlarımı yolluyorum size, daha bahçe kapısında yere yığılsalar ne çıkar, sizin gücünüz de bir o kadar artar belki.