9.9.11

kadın ve şiir

milan kundera

bir kadın şair iki kat kadındır.

şiir, her söylenenin gerçek olduğu bir ülkedir. şair dün 'yaşam gözyaşları kadar boş' dedi, bugünse 'yaşam kahkaha kadar keyifli' diyor ve her ikisinde de haklı. bugün 'her şey sona eriyor ve sessizlikte yitip gidiyor' diyor, yarın 'hiçbir şey sona ermiyor ve sonsuza dek yankılanıyor' diyecek; ikisi de doğru.

şairin hiçbir şeyi kanıtlamaya ihtiyacı yoktur; tek kanıt duygunun yoğunluğunda bulunur. lirizmin dehası, deneyimsizliğin dehasıdır.  şair dünyaya dair pek az şey bilir; ama ondan fışkıran sözcükler, kristal kadar kesin olan güzel eklemlenmeler oluşturur; şair olgun bir adam değildir ama sözleri, karşısında kendisinin de eli kolu bağlı kaldığı bir kehanet havası taşır.

şair, dizelerin ekranında kavranan yüzünün sevilmesi ve hayran olunması isteğiyle otoportresini dünyaya sunan kişidir.

şairlerin gözlerini dünyaya açtıkları büyük evlerde kadınlar hüküm sürer: yesenin ve mayakovski'nin kız kardeşleri, blok'un teyzeleri, hölderlin ve lermontov'un büyükannesi, puşkin'in sütannesi ve özellikle de anneler, babanın gölgesini örten şair anneleri. leydi wilde, oğlu oscar'ı kız çocuğu gibi giydirirdi. çocuğun aynada kaygıyla kendini seyredişini düşünebiliyor musunuz?