4.9.11

gece ve gündüz

virginia woolf

ilk elden edinilen hiçbir şeyi bilemezsiniz. hepsi sizin için önceden hazırlanmıştır. onlar için para biriktirdikten sonra bir şeyleri almanın hazzını asla bilemezsiniz ya da bir kitabı ilk kez okumanın ya da keşifler yapmanın.

yaşayan kitaplar vardır. bizimle birlikte gençtirler, bizimle yaşlanırlar.

soyluluğu ve kişiliği vardı. edebiyatın onlar için aynı anda, hem tanrısal bir haz, hem de neredeyse dayanılmaz bir huzursuzluk kaynağı olduğu, o acılı şehit ruhunu taşıyanlardandı. kendilerini edebiyat sevgisinin kollarına bırakıp dinlenmekle doyum bulmazlar, yazmaya kalkışırlar; üstelik de çok az tanımlama yeteneğiyle donatılmışlardır genellikle. ürettikleri her şeyi lanetlerler. dahası tutkularının şiddeti, onlara uygun duygudaşlıkla çok seyrek karşılaşır; incelmiş sezgileri, onları fazla içli bularak geri püskürttüğünden, kendi kişiliklerini de taptıkları şeyi de küçümsemenin acısıyla kavrulurlar.

arkadaşlarını üniversitedeyken edinmiş yalnız bir adamdı. yöntemi oldukça alışılmadık; ama rahatlatıcıydı; çünkü insan hayatının bütün rastlantılarını tümden gözardı ediyor, birkaç yalın sözcükle çok derin uçurumları aşıyor gibiydi.

senin şahane yanın, her şeye hazır olman; sen hiç geleneklerin içine kıstırılmış değilsin, çoğu zeki adam gibi.

sen kendinden aşağı olan kişilerle yaşıyorsun. ve kapana kısılıyorsun; çünkü bütünüyle oldukça hoş bir kapan bu. ve ne adına orada bulunduğunu unutma eğilimi içine giriyorsun. çok fazla ayrıntıya saplanmak gibi kadınsı bir alışkanlığın var. bir şeylerin ne zaman önemli olduğunu, ne zaman olmadığını göremiyorsun. işte bütün bu örgütleri mahveden şey de bu. işte bu yüzden tüm bu yıllar boyunca, oy hakkı yanlıları hiçbir şey yapamadılar. oturma odası toplantılarının, kermeslerin yararı ne? fikirlerin olmasını istiyorsun; büyük bir şeylere sarıl; yanlış yapmaya pek aldırma; ama ayrıntılara saplanma. niçin bir yıllığına her şeyi bir yana fırlatıp yolculuğa çıkmıyorsun? biraz dünyayı görmüyorsun? bütün yaşamın boyunca, yarım düzine insanın dümen suyunda yaşamaktan doyum bulma.

"hiçbir görüntü barındırmayan rüzgarların içinde tutsak olmak
tedirgin bir vahşetle savrulmak
tedirgin vahşi dünyada.."

bu duygularla en çok ilgisi olan kişinin gözünde insanın duyguları hiçbir anlam taşımıyorsa, hangi gerçek kalıyordu bizim elimizde? neye güvenebilir insan? kadınlara, erkeklere değil. insanın onlar için kurduğu hayallere değil. hiçbir şey yok, hiçbir şey, hiçbir şey, geriye kalan.

hayat karmaşayla doluydu, hayat son zerresine dek sevilmesi gereken bir şeydi.

mutlu bir evlilik, dünyanın en mutlu şeyidir.

mutsuzluk, duygusal bir durumdur. özel bir nedenin sonucu olması gerekmez.

gerçeğin ışığı, bizim kişisel yıkımlarımızla sarsılmayan bir dünyanın üstünde parıldar.

mantığın ışığı altında belki de bunun pek önemi yoktu; ama her birimize, yanımız sıra öyle özenle ayak uyduran, açıkça ortaya dökülünce de yok olup giden, o kendi hayali konusunda dikkatli olmak, onun içgüdüsüydü.

içinde gerçeğe ilişkin bir şey vardı; gerçeği nasıl görebildiğimiz, bu dünyada bizim büyük fırsatımızdır.

gerçeklik, sesini duyurabilmek için mantıkla dile getirilmelidir.

en iyi yaşam, aşıkken söylediklerimiz üzerine kurulur. bu saçma değildir. bu gerçektir, bu, tek gerçektir.

eğer insanlarla hiçbir ilişkin olmazsa, onlara dürüstçe davranmak daha kolaydır.

insanlar yalınkat değildir, mantıklı olmak isteseler bile sonunda her şeyi yüzlerine gözlerine bulaştırırlar.

kadınların bu konuda bize çok büyük üstünlükleri olduğuna inanıyorum. bir şeyleri bütünüyle bilmeye kalkışarak insan bir sürü şeyi kaçırıyor.

insanın güvenebileceği hiçbir şey yoktur.

ondan duygudaşlık istedin; ama o duygudaş değildir. ondan becerikli olmasını bekledin; o becerikli değildir. sen bencilsin; kusursuzluk peşindesin ama bu, hiç kimsenin suçu değildi.

adlar her şey demek değildir; bizim neler hissettiğimizdir her şey.