9.8.11

knut hamsun

zülfü livaneli

yaratıcı insanların sol düşünce çevresinde buluşmalarını anlamak pek zor değil. çünkü kültür, eşitlik ve dayanışma gibi pek çok özelliği kucaklayan ideal bir insanlık ideolojisi olarak ortaya çıkan sol, bütün dünyada heyecanla karşılandı. bir entelektüelin bu heyecandan payını almaması ender rastlanan bir durumdu.

faşizme gönül veren entelektüelleri anlamak ise gerçekten çok zor. mesela knut hamsun gibi büyük bir romancı, nasıl oldu da ülkesi norveç'i işgal eden nazilere sempati besleyebildi? italyan şair d'anunzio nasıl hiç sıkılmadan insan kasabı mussolini'yi öven şiirler yazabildi? ya ezra pound? o harika yazar, louis-ferdinand celine? anlamak kolay değil; çünkü faşizm daha başlangıçta insanları birbirine kırdıran, millet üstünlüğü fikrine dayalı bir ideolojiydi. onda bir entelektüelin rüyalarını süsleyecek hiçbir insani motif yoktu.

norveç kurtulunca, halk kendilerine ihanet eden knut hamsun'a hiçbir şey söylemedi. ne bir protesto, ne bir yazı, ne saldırı.. ama bir gün evinin önüne bir genç kız gelip hamsun'un kitaplarını bıraktı, biraz sonra yaşlı bir adam geldi ve o da kitapları bıraktı. derken insanlar ellerindeki knut hamsun kitaplarıyla akın akın gelmeye başladılar. hamsun bütün bunları penceresinden izliyordu. halk çıt çıkarmadan, en ufak bir tepki göstermeden sakince kitapları bırakıyordu. birinci günün sonunda kitaplar koskoca bir yığın ediyordu artık. ertesi gün aynı durum devam etti. kitap yığını büyüdükçe halkına ihanet etmiş olan yazar küçüldü ve ölümü böyle oldu.