5.8.11

iki adam

yusuf atılgan


gözlerini kaldırdı. karşıdan onlara doğru iki adam geliyordu. birörnek giyinmişlerdi. sanki kardeştiler. yüreği yeniden daraldı.

- güler, dedi, aşağıdan iki adam geliyor. (kucağından doğrulmak isteyen başı tuttu.) kalkma. iyi dinle beni. kötü şeyler duyacağını sanıyorum. sakın korkma, ben kavgaya başlarsam aşağı koşarsın. korkma. (güler'in yüzü sapsarıydı.) iskelede beni bekle. sakın kimseye söyleme. sonra bütün gece karakollarda sürteriz.

adamlar yirmi atım ötede durdular. biri, sağdakine,

- allah versin hemşerim, dedi. bize de yok mu?

sanki bu sözü bekliyormuş gibi yüreği genişledi. yalnız bıyıkları yok diye üzgündü. sol eliyle güler'in saçlarından tutuyordu.

- bana bakın, bu kız benim sevgilim, dedi.

- hele, hele! bitirmeyeceğiz ya hemşerim. sana da kalır.

sağdaki değirmi yüzlüydü. güldüler. sağlam dişli, kanlı canlıydılar. biri bodur, biri uzuncaydı. elindeki saçları bıraktı. doğrulurlarken güler'in yüzünü gördü. donuk yüzlü, kırışıksız çirkindi. ona bu yüzü son defa görüyormuş gibi geldi. onlara doğru yürüdü. "acele edip koşmasa." kafası korkunç bir hızla işliyordu. ötekiler kıpırdadılar.

- durun, dedi, isterseniz ("bir adım daha atsam mı?") ona so...

kundurasının burnuyla sağdakinin kaval kemiğine vurdu. eğilirken, suratına bütün gücüyle yumruğunu savurdu. kısacık bir kemik çatırtısı işitti. birden güler'in yokuş aşağı koştuğunu gördü. "düşecek!" adam, ötekinin ayakları dibine yüzükoyun yığılırken acayip bir "uuuuu" sesi çıkardı. olanlar kafasında kurduğu sıraya uygundu. sağdakini, bile bile arkadaşının önüne yıkmıştı. saldırırsa, yıkılan bedenin engeliyle duraksayacak, o zaman onu da soluyla devirecekti. ama yanıldı. öteki dönmüş, yokuş aşağı kaçıyordu. güler'e koşuyor sandı. yatanın üstünden atlayıp birkaç sıçrayışta ona yetişti. önünde sallanan yeni tıraşlı, kızarmış enseye vurdu. adam kapaklandı. düştüğü yerde büzüldü. ağlıyordu.

- kalk, dedi.

tekmeledi. kalkmıyordu. yakasının arkasından tutup kaldırdı. arkadaşının yanına sürdü.

- bir cahilliktir ettik abi, yapma...

neden susmuyordu bu? kulağı tozuna vurdu. adam yatanın yanına düştü. şimdi ikisi de sessizdiler. uzaklarsa bir vapur düdüğü öttü. gergin sinirleri gevşedi. eli acıyordu. yorgundu, güçsüzdü. bu pis dünyada yaşadığı, ona bu yaptıklarını yaptırdıkları için kızgındı. bir ağlasaydı! ama ağlayamazdı. kulağı yırtıldığı zaman bile ağlayamamıştı.