6.08.2011

değişim rüzgarı

stefan zweig

kıt kanaat geçinip gitmek aslında yaşamak değil, olsa olsa daha dar bir eve, içine konacağı tabuta alışmaktır.

yaşamak demek sürekli hesap yapmak, toplamak ve çarpmak, sayılar ve rakamlardan oluşan amansız bir döngü; siyah ağzını açmış, bir türlü doymak bilmeyen canavar ellerinde ne kalmışsa birer birer yutar.

haklı veya haksız, temiz ya da pis, yoksulluk her zaman pis kokar ve insanın midesini bulandırır.

bir insanın duyduğu utanç en üst noktaya ulaştığında, vücudunun en ücra köşesindeki sinir telleri bile altüst olur ve duyduğu utancı bir daha yaşamak şöyle dursun düşünmek bile çektiği acıyı yeniler ve çoğaltır.

kendilerini güçlü hissedenler, çevrelerinde olup bitenlerin pek farkına varamazlar. bütün mutlu insanlar aslında kötü psikologlardır.

insanoğlunu baştan çıkarmak çok kolaydır, arzularımıza çok çabuk yenik düşeriz. bizi rahatsız eden şeyleri belleğimizden silme isteği ağır bir seyir izlese de sonuçta gücünü mutlaka gösterir.

güvenmek, birine güven duymak her zaman tehlikelidir; çünkü bir yabancıya açtığın sır, seni ona yaklaştırır, kendinden bir şeyler vermiş olursun ona.

bir kadına verilen şeref sözü, ona, düşmeden önce sarıldığı korkuluk kadar yardımcı olur en çok.

korku sihirli bir ayna gibidir, insan yüzünün o anki halini korkunç derecede büyütür ve bir karikatür gibi belirginleştirir; hele bir de hayal gücüyle kamçılandı mı en çılgın ve en inanılmaz olasılıkları bile kovalamaya başlar.

yaşlılığın sağladığı faydalardan biri de insanları değerlendirme konusunda çok az yanılmış olmaktır.

her madde kendi içinde belli bir karşı koyma gücüne sahiptir, bunun aşılmasına izin vermez; suyun bir kaynama, madenlerin bir erime noktası vardır; aynı şekilde insan ruhunun ögeleri de bu değişmez doğa yasasından kurtulamazlar. insanın içi son sınırına kadar doldu mu, yaşanan olaylarla ilgili tek bir damla daha koymak olası değildir.