17.8.11

bukalemun

anton çehov

polis komiseri oçumelov pazar alanından geçiyordu. yepyeniydi paltosu. küçük bir paket vardı elinde. üç beş adım arkasından, tepeleme böğürtlen dolu bir sepetle -sergilerden toplamışlardı bu böğürtlenleri- kızıl saçlı bir bekçi yürüyordu. sessiz mi sessizdi pazar alanı. kimsecikler yoktu. dükkanların, meyhanelerin açık kapıları aç birer ağız gibi mahzun, kederli bakıyorlardı alana. dilenciler bile yoktu bu kapıların önlerinde.

ansızın bir ses duydu oçumelov. birisi: "ısırırsın ha, mendebur hayvan! bırakmayın onu, çocuklar!" diye bağırıyordu. "bu devirde adam ısırırsın demek! yakalayın onu, tutun! a... a!

bir köpek havlıyordu. oçumelov başını çevirip baktı. tüccar piçugun'in odun deposundan bir köpek yıldırım gibi koşarak çıkmış, korkuyla çevresine bakınıyordu. yakası kolalı patiska gömlek giymiş, ceketinin önü açık bir adam kovalıyordu onu. koşarken bedenini öne verip atladı adam, yere düşerken köpeği arka bacaklarından yakaladı. köpek bu  kez daha da acı havlamaya başladı. sağdan soldan "bırakma!" diye bağırıyorlardı. dükkanlardan uykulu yüzler uzandı. biraz sonra odun deposunun önünde büyük bir kalabalık toplanmıştı.

bekçi, "bir şey oldu galiba efendim." dedi.

oçumelov sola yarım çark edip kalabalığın yanına gitti. tam kapının önünde, yukarıda sözünü ettiğimiz, ceketinin önü açık adam duruyor, sağ elini havaya kaldırmış, kalabalığa kanlı parmağını gösteriyordu. çakırkeyifti. yüzünde şöyle demek istiyor gibi bir ifade vardı: "şimdi yüzeceğim derini, şeytan yavrusu!" havaya kaldırdığı kanlı parmağı bir zafer bayrağıydı sanki. adamı tanımıştı oçumelov. kuyumcu ustası hryukin'di. kalabalığın ortasında, yerde, ön ayaklarını iki yana açmış, zangır zangır titreyen suçlu oturuyordu. sivri yüzlü, sırtında sarı bir leke olan beyaz bir köpek yavrusuydu bu. yaşlı gözlerinde keder, korku vardı. oçumelov kalabalığı yarıp orta yere çıktı.

"ne oluyor burada?" diye sordu. "niçin toplandınız? ne oldu o parmağına? kimdi bağıran öyle?"

hryukin eliyle ağzını kapayıp öksürdükten sonra anlatmaya başladı:

"yoluma gidiyordum efendim, kimseye dokunduğum yoktu. mitri mitriç'le odun işinden konuşuyorduk, bu mendebur hayvan birden kaptı parmağımı. bağışlayın beni, çalışan bir insanım ben, parmağım gereklidir bana. ince işle uğraşırım. bu parmakla belki bir hafta çalışamam, ödesinler zarar ziyanımı. biliyorsunuz efendim, hayvanlar insanlara zarar verebilir diye bir şey yasalarda bile yoktur. her köpek önüne gelene saldırıp ısıracaksa, hiç yaşamayalım daha iyi.

oçumelov kaşlarını oynattı, öksürdü, sert bir sesle:

"hım!" dedi. "anlaşıldı. pekala. kimin bu köpek? bırakmayacağım bunun peşini. köpeğinizi sokağa salmanın nasıl olacağını göstereceğim size! emirlere boyun eğmek istemeyen bu gibi beylerle ilgilenmenin zamanı gelmiştir artık! o namussuz herifi öyle bir cezalandıracağım ki, görecek dünyanın kaç bucak olduğunu!" bekçiye döndü polis komiseri: "yeldırin, şu köpeğin sahibinin kim olduğunu öğren, bir tutanak hazırla! köpeği de geberteceğiz. hemen! yüzde yüz kuduzdur. kimindir bu köpek?"

kalabalığın arasından biri:

"galiba general jigalov'un!" dedi.

"general jigalov'un mu? hım! paltomu çıkar yeldırin. ne korkunç bir sıcak bu! yağmur yağacak besbelli." hryukin'e döndü: "yalnız bir şeyi anlayamıyorum. nasıl oldu da ısırabildi seni bu köpek? parmağına kadar nasıl uzandı? küçücük bir hayvan; oysa sen sırık gibisin! kimbilir, belki de bir çiviye takıp kanatmışsındır parmağını, sonra da bu yalanı uydurmuşsundur. bilirim çünkü.. senin gibileri! çok iyi bilirim ben!"

"elinde sigara vardı efendim, hayvanın yüzüne yaklaştırıp kızdırıyordu onu, gülüşüyorlardı. köpek de aptal değil tabi, birden ısırdı. bu adamda kabahat efendim!"

"yalan söylüyorsun, şeytan suratlı! görmedin, ne diye yalan söylersin? sayın polis komiseri zeki insandır, kimin yalan, kimin doğru söylediğini hemen anlar. ben yalan söylüyorsam, çıkarsın beni yargıcın karşısına. yasada her şey açık açık anlatılmıştır. herkes eşittir artık. benim kardeşim de jandarmadır. tanımak isterseniz eğer..

- bir şey soran olmadı sana, kes sesini!

bekçi kendine güven dolu bir sesle:

"hayır!" dedi, "generalin köpeği değil bu. böyle köpeği yok generalin. daha çok av köpeğidir onunkiler."

"kesin biliyor musun bunu?"

"biliyorum efendim."

"ben de biliyorum. generalin köpekleri cinstir, değerli köpeklerdir; oysa bir de buna bakın! ne tüyü var ne de biçimi. iğrenç bir yaratık. general böyle bir hayvanı saklar mı evinde hiç? aklınız alıyor mu bunu? böyle bir köpek moskova'da ya da petersburg'da görülse, ne olur biliyor musunuz? yasa masa dinlemez, hemen gebertirler onu! haklısın hryukin, bırakma bu işin peşini. cezasını çeksin, kimse sahibi! artık.."

bekçi dalgın, mırıldanıyordu:

"belki de generalindir efendim. alnında yazmıyor ki. geçen gün bahçesinde görmüştüm buna benzer bir köpeği."

kalabalıktan bir ses duyuldu:

"evet, evet, generalindir!"

"hım! giydir paltomu yeldırin'ciğim. hava serinledi galiba. üşüyorum. bu köpeği alıp generalin evine götür, sor bakalım onların mı? köpeği benim bulup yolladığımı söyle. bir daha da hayvancağızı sokağa bırakmamalarını hatırlat hizmetçilere. değerli bir köpektir belki; her domuz, elindeki sigarayı burnuna sokacak olursa, terbiyesi bozulur hayvanın. ince ruhlu bir yaratıktır köpek. sen de indir şu elini, budala! ne diye havada tutuyorsun pis parmağını! sensin suçlu!"

"generalin aşçısı geliyor, ona soralım. ey prohor! bir dakika gelsene buraya, canım! şu köpeğe bakıver bir. sizin mi bu?

"amma da yaptınız! yok bizim böyle bir köpeğimiz."

oçumelov:

"tamam" dedi, "öğrendik öğreneceğimizi. sokak köpeğidir bu. iki saat kafa şişirmeye gerek yok. sokak köpeğidir dediysem, sokak köpeğidir. gebertilecek."

prohor devam ediyordu:

"bizim değildir. geçenlerde bize konuk gelen generalin kardeşinindir. bu cins köpekleri sevmez general. kardeşi sever."

oçumelov gülümseyerek:

"generalin kardeşi geldi mi?" dedi. "vladimir ıvaniç ha? vay canına! bilmiyordum! kalacak tabi biraz?"

"kalacak."

"bak hele.. özlemişti kardeşini general! bilmiyordum geldiğini. onun köpeği demek bu? çok sevindim. al onu. sevimli bir hayvan. kıvır kıvır tüyleri var. şu adamın parmağını ısırmış. ha-ha-ha! niçin titriyorsun cici köpek? gel bakayım, gel. kızıyor yaramaz. şunun güzelliğine bakın."

prohor köpeği çağırdı, odun deposundan uzaklaştı onunla. kalabalık kahkahalarla gülüyordu hryukin'e, oçumelov sert bir sesle gözdağı verdi ona:

"cezasını çekeceksin bu yaptığının!"

sonra paltosunun önünü kapayıp uzaklaştı pazar alanından.