4.8.11

akışı olmayan sular

pınar kür

günlük yaşam da bir tür sarhoşluktur. ne yaptığını bilmeden, başladığını bitirmeden ya da başlamaya korkarak ya da bitirdiğini yitirerek yuvarlanıp gider kişi, içsin içmesin.

zengin olmak orospuluk işidir, namussuzluk işidir. namusuyla milyoner olmuş bir tek adam göster bana, elini öpeyim.

günlerce, gecelerce, haftalarca, aylarca düşlerimde yaşayan, uyurken de, uyanıkken de aklımı fikrimi işgal eden genç kızlar, genç kadınlar olmuştur. bir de en olmadık, akla gelmedik anda, hiç düşünmeden sarılıverdiklerim. düşlerime egemen olanlara sarılmam ne denli akla uzaksa ötekilere sarılmam da o denli akla uzaktır aslında.

ancak başkalarıyla ilişkiye girmemekle koruyabiliyor insan kişiliğini, kötü durumlara düşmekten kurtulabiliyor. sevilip sayılıyor çevresinde.

hiç kimseyle yüz göz olmadım. düşlerime en çok girenlerle bile -hatta en çok onlarla- mesafeyi korudum. iyi niyetli ve içten davranmak; ama mesafeyi korumak. hayatta başarının sırrı bu.

gerçeklik içinde yaşayacağına kendisini kendi kurduğu bir düş alemine kapatan adam elbette delidir.

kar ve çocuk karşıt oluşlar değildirler. uyum vardır aralarında. büyüklerin egemen olduğu her günkü dünyanın tüm tehditlerinden uzak, çocukların tüm isteklerine yatkın bir dünyadır kar dünyası. imgelem kadar sonsuz.

insan insana insanca davranmalı.

bir vakitler, nerdeyse herkesten, her şeyden nefret ettiğimde bile, kıyıda kenarda sevdiğim bir iki şey vardı. bir de dünyada nefret edilmeyecek -belki tanımadığım- ama ilerde kesinlikle tanıyacağım bir şeyler olabileceği -hayır hayır, olduğu- inancı. şimdiyse böyle bir inanç yok. uzak bir umut bile yok. yitirdim. ayakkabılarımı bile.