24.7.11

yatar bursa kalesinde

nazım hikmet


seni ne kadar çok seversem
o kadar çok olsun ömründen geçen yıllar

kitaba düştüm
sabahtan akşama kadar okuyorum
kitaplar akıllı, kitaplar aptal
kitaplar büyük, kitaplar çocuk
kitaplar en uzak, en güzel yolculuk
fakat kısır, fakat sensiz

beni küçük felaketler yıkar
büyük felaketlerde daima cesurum

yapraklara, dallara, yeşillere, allara
nice nice yıllara gülüm, nice nice yıllara
yaprak dala, al yeşile yaraşır
gayrı bundan böyle vermem seni ellere

sevdiğin müddetçe
ve sevebildiğin kadar
sevdiğine her şeyini verdiğin müddetçe
ve verebildiğin kadar gençsin

insanların içindeyim seviyorum insanları
hareketi seviyorum
düşünceyi seviyorum
kavgamı seviyorum
sen bahar içinde bir insansın sevgilim
seni seviyorum

halbuki biz
ne kadar az yaşıyoruz kardeşlerim
ne kadar az yaşıyoruz
ne kadar az
beygirle bir ayardayız henüz
bu en mühim meselede
hatta onun kadar bile doyamıyor dünyasına
beygirden çok yük taşıyan çoğunluğumuz

kesemde verecek şeyim yok
yüreğimden verdim

günler ağır
günler ölüm haberleriyle geliyor
en güzel dünyaları
yaktık ellerimizle
ve gözümüzde kaybettik ağlamayı
bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp
gözyaşlarımız gittiler
ve bundan dolayı
biz unuttuk bağışlamayı

annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık
anlamak gideni ve gelmekte olanı

varılacak yere
kan içinde varılacaktır
ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp koparılacaktır