27.7.11

typee vadisi

herman melville

vadinin her yerinde hakim olan sürekli neşe haline hayran kalmıştım. sanki typee'de dert, keder, sıkıntı ya da üzüntü yoktu. saatler, dans eden şen çiftlerin adımları gibi neşeyle akıyordu.

medeni insanın kendi mutluluğunu bozmak için yarattığı o binlerce huzursuzluk kaynağından eser yoktu. typee'de ipotek ve haciz, protestolu senetler, ödenmesi gereken faturalar, namus borçları, para diye tutturan terziler ve kunduracılar, sıkıştıran alacaklılar, anlaşmazlığı körüklemek için müşterilerini önce kapıştırıp daha sonra barıştıran avukatlar, boş yatak odasını ebediyete kadar işgal eden ve aile sofrasındaki yerinizi dar eden yoksul akrabalar, dünyanın gönülsüz sadakalarıyla yarı aç yarı tok yaşayan muhtaç dullar ve çocukları, dilenciler, borçlu hapishaneleri, kibirli ve taş kalpli zenginler ya da tek bir kelimeyle söylenecek olursa, para yoktu. yani, "bütün kötülüklerin kaynağı" vadide bulunmuyordu.

bu gözden ırak mutluluk ülkesinde aksi kocakarılar, zalim üvey analar, evde kalmış kız kuruları, aşk acısı çeken genç kızlar, huysuz yaşlı bekarlar, ilgisiz kocalar, kara sevdalı delikanlılar, ağlayan çocuklar, yaygaracı veletler yoktu. her şey neşe, eğlence ve keyiften ibaretti. bunalım, hastalık kuruntusu, kasvetli evhamlar köşe bucak saklanmışlardı.

şurada bir grup çocuğu toplanmış, boğuşmadan didişmeden ve neşeyle, hiç bitmeyecekmiş gibi görünen günün tadını çıkarırken görürdünüz. aynı sayıda çocuk, bizim memlekette bir saat birbirlerini ısırıp tırmalamadan duramazdı. başka bir köşede, birbirlerinin cazibesini kıskanmayan, sahte kibarlık numaraları yapmayan ya da balina kemiğinden korseleriyle kurulmuş gibi hareket etmeyen, rahat ve yapmacıksız biçimde mutlu ve özgür bir grup genç kız görürdünüz.

güneşli vadide, kızların kendilerini çiçekten çelenklerle süslemek için sık sık uğradıkları bazı yerler vardı. güzel korulardan birinin gölgelerinin altında, etrafları taç ve kolye yapmak için kullanılan yeni toplanmış gonca ve çiçeklerle kaplı boylu boyunca uzanmış halde kızları gören biri, bütün bitki dünyasının, tanrıçaları flora'nın (roma mitolojisinde çiçek tanrıçası) şerefine bir çölen vermek için toplandığını sanırdı.

delikanlılar neredeyse her zaman, türlü biçimlerde keyif alacakları bir iş ya da oyalanacakları bir şey bulurlardı. fakat ister balık tutsunlar, ister kano oysunlar ya da süslerini parlatsınlar, aralarında en ufak bir anlaşmazlık veya çekişme olmazdı.

savaşçılara gelince; sakin ve ağırbaşlı bir tavırla, her zaman önemli konuklara gösterilen ilgiyle karşılanacaklarını bildikleri evleri ara sıra ziyaret ederlerdi. vadide sayıları çok olan ihtiyarlar, üzerinde saatlerce uzanarak tütün içip yaşlılığın verdiği gevezelikle çene çaldıkları hasırlarından pek nadir kalkarlardı.

ama görebildiğim kadarıyla tüm vadide hüküm süren ebedi mutluluğun temel nedeni, rousseau'nun bir zamanlar hissettiğini söylediği, o her şeye sirayet eden his, yani yalnızca sağlıklı bir şekilde var olmanın verdiği hafiflik hissiydi. gerçekten de bu konuda typeelerin kendilerini talihli saymaları için her neden vardı; çünkü hastalık diye bir şey tanımıyorlardı. kaldığım tüm süre boyunca aralarında yalnızca bir tek hasta görmüştüm; pürüzsüz parlak tenlerinde hastalığın izini ya da belirtisini göremezdiniz.