12.7.11

saydam şeyler

vladimir nabokov

gelecek bir mecazdan, bir düşünce gölgesinden öte bir şey değildir.

kendini kader kurbanı olarak gören bir katil, yalnızca bir cani olmakla kalmayıp bir kuşbeyinlidir de.

dağlarda, elverişli noktalarda, granit kalbin özel zulalarında, bitişikteki kayaların beneklerine benzetilerek boyanmış çelik yüzeylerin arkasında ne güçlü sözler, ne silahlar saklıdır! ne var ki, kısa nişanlılık ve evlilik günlerinde sevgisini dile getirmek istediğinde hugh person onu inandıracak, onu duygulandıracak, onun katı kara gözlerini parlak yaşlarla dolduracak sözcükleri nerede arayacağını bilmiyordu. öte yandan, iyisini kötüsünü tartıp dökmeden rastgele söylediği bir şey, entipüften bir söz, o ruhu kurumuş, aslında mutsuz kadının birdenbire histeri derecesinde mutlu olmasını sağlardı. bilinçli girişimler sonuçsuz kalıyordu. hugh, bazen olduğu gibi, saatlerin en sıkıntılısında, zerre kadar cinsel niyet taşımaksızın, okumayı bırakıp onun odasına girer ve kendinden geçmiş, tanımsız, yere inmiş bir tembel hayvan gibi dizleriyle dirseklerinin üstünde, iniltili bir sesle derin sevgisini dile getirerek ona doğru ilerlerse, soğuk armande, ayağa kalkmasını ve soytarılık yapmaktan vazgeçmesini söylerdi ona. düşünüp bulabildiği en ateşli seslenişler -prensim, sevgilim, meleğim, hayvanım, eşsiz yaratığım- onu çileden çıkartmaktan başka bir işe yaramıyordu. "niçin" diye soruyordu armande, "bir beyefendinin bir hanımla konuştuğu şekilde doğal, insan gibi konuşmuyorsun benimle; öyle soytarıca hareketler yapmak zorunda mısın; niçin ciddi, sade ve inanılır olmuyorsun?" ama sevgi, hugh'un söylediğine göre, asla inanılır olamazdı; gerçek yaşam gülünçtü, sevgiye saf köylüler gülerdi. hugh, armande'nin eteğinin ucunu öpmeye ya da pantolonunun ütü çizgisini, öfkeli ayağının iç yanını, parmağını ısırmaya çalışırdı -ve bet sesiyle ağlamaklı, alışılmadık, ender, kanıksanmış hiçbir şeyleri ve her şeyleri kendi kulağına mırıldana mırıldana yerde sürünürken, yalın sevgi ifadesi, sanki, görünürde dişiden eser yokken yalnızca erkeğin yaptığı bir tür yoz kuş gösterisine dönüşüyordu -uzun boyun dosdoğru yapılır, sonra bükülür, gaga daldırılır, boyun yeniden dosdoğru yapılır. bütün bunlar, kendisinden utanmasına neden oluyordu; ama hugh duramıyordu. armande ise anlayamıyordu; çünkü hugh, öyle zamanlarda doğru sözcüğü, doğru nilüferi hiç bulup çıkaramadı.