23.7.11

köy enstitüleri

erdal inönü

daha yasa çıkarken meclis'te eleştiriler vardı. eğitim konusu, herkesin bildiğini sandığı bir konudur. dolayısıyla eleştiri çok kolaydır, kıskançlık çok vardır. tabi hasan ali yücel'i de kıskanan çok insan vardı o zaman partide. çünkü kendisi, babamın çok sevdiği bir insandı. konuşkan, iş yapmayı seven bir insan. insan iş yaptıkça kendisini kıskananlar ortaya çıkıyor; "artık bundan kurtulalım" havası doğuyor. dolayısıyla bu tasarı daha ilk ortaya çıktığında "bu yapılamaz" diyenler oldu.

iki açıdan çok eleştiri yapıldı:

bir tanesi: mezunlar köylerine döndükten sonra, okulların yapılması biraz zorla oluyordu. köylüleri çalıştırarak okulları yaptırıyorlardı. babama "paşam yapamıyorlar" filan diye söylediklerinde "canım" derdi, "her köyde bir cami yok mu?" "var paşam" derlerdi. "öyleyse bir de okul olacak" derdi. ama bu zorla yapılıyordu. çünkü devletin gücü yetmiyor, köylüler çalışıyordu.

ikinci eleştiri de şuydu: "kız-erkek köy çocukları bir yerde okuyorlar. bu, hoş bir şey değildir. başka tehlikeler ortaya çıkar." tabi bir de komünistlik suçlaması. onun da bir dayanağı yoktu; ama hasan ali yücel'e bu tür suçlamalar yapıldı. "o, solcuları, komünistleri himaye ediyor. dolayısıyla bu okuldan komünistler yetişiyor" dediler. bu suçlamalar, çok partili rejime geçilip de muhalefet partisi ortaya çıktığında büyük hız kazandı. muhalefet partisi bir an evvel seçimi kazanmak istiyordu. onun için de en kolay suçlama yolu, halkın da farkında olduğu ve eleştiri yönelttiği bir konuydu: "köylüler zorla çalıştırılıyor. köy enstitülerinde kız-erkek çocuklar bir arada kalıyor. ve burada onlara komünistlik aşılanıyor."

bu propagandalar hep yapıldı ve çok etkili oldu. 1946 seçiminde bunun ilk etkisi görüldü. muhalefet partisi daha yeniydi; çoğunluğu kazanamadı; ama görüldü ki bu eleştiriler çok etkili oluyor. sonra da hasan ali bey ayrılmak zorunda kaldı.

anlamak gerekir ki, çok partili rejimde halkın eleştirilerine karşı kayıtsız kalmak bir derecede mümkün. sonunda mecburen "eh pekala, biraz o doğrultuda bir şey yapalım" diyorsunuz. her demokraside bu yapılıyor; her lider bunu yapıyor. babamın yaptığı da buydu. hasan ali yücel'in ayrılmasına "evet" demekti.

babam konulara gerçekçi yaklaşırdı; "köy enstitüleri'ne yazık oldu" diye söylediğini hatırlamıyorum. düşünmüş olabilir; fakat gerçekçiydi babam. demokrasi içinde ilerlerken birtakım kurbanlar vermek gerekir. köy enstitüleri de ilk kurban oldu. bunu söylemedi açıkça; ama böyle bir değerlendirme yapmış olduğunu tahmin ederim. tabi amaç, demokrasiyle ilerlemektir. demokrasiye geçme günlerinde şunu söylerdi:

"tek partili rejimde istediğinizi yaparsınız. gelişiyorum sanırsınız; fakat bir gün duvara çarparsınız. çünkü ne yaptığınızı tam manasıyla göremezsiniz. demokraside ilerleme yavaş oluyor; ama sağlam oluyor."

via can dündar