15.6.11

define

talip apaydın


görekli köyünden dört kişi, önlerinde beş altı eşek, bir katır, dağdan odundan geliyorlar. osman yıldız (köylüler ona modul osman derler), habip çoban (üst dudağı yırtık olduğundan adı yirik habip kalmış. az buçuk kuran okur, hafız habip de derler), seyit ali şener (delidolu bir adam, kısa adı deli seyit ya da seyit efe), bir de ibiş'in ali (16-17 yaşlarında bir çocuk. okula gitmemiş. soyadını bilmez. askere gidinceye kadar da gerekmeyecek.)

bugün odunu köye indirecekler. yarın kasabanın pazarı; pazara götürüp satacaklar. iyi odun yüklemişler. kimisi kara, kimisi boz, ufak tefek eşekler, inişlerde yokuşlarda yüklerini zor götürüyorlar. yalnız seyit efe'nin katır, yük mülk dinlemiyor. ta öne geçmiş, kafayı sallaya sallaya gidiyor.

"dooo dırıısss!" diye bağırdı seyit efe.

katır durmadı.

"hey dinini.." diye sövdü arkasından.

"bırak gitsin be" dedi yirik habip. "ne istersin katırdan? hem dine sövülmez arkadaş, çarpılırsın."

"öyle mi? he he.. ben her zaman söverim la, hiçbir şey olmaz."

"bak şuna, tövbe tövbe.."

modul osman söze karıştı:

"katırın dini yok da ondan ağa. bi müslümana söv de bak!"

"sövdüm la, kaç kere sövdüm. hiçbir şey olmadı. aha şu tekke var ya, ben ona bile sövdüm. anamın hastalığında hani, okuduk mokuduk. ertesi gün ölünce, ne dinini bıraktım ne imanını."

yirik habip kıpkırmızı oldu. başını iki yana salladı.

"seninle yola çıkmak doğru değil emme, çıktık bi kere" dedi.

"çıktın da ne oldu la, bi yanına bi şey mi battı dürzü!"

modul osman'la yirik habip bakıştılar. "bırak şu deliyi, gene söyletmeyelim şimdi" dediler içlerinden.

ibiş'in ali geriden geliyordu. ince boyunlu, yanık yüzlü bir çocuktu. başındaki kasket iyice eskimişti. yanlarından pamukları görünüyordu. gözü hep yirik habip'teydi. bir iş buyursa da koşsam, der gibi duruyordu. kızı fadime'ye abayı yakmıştı, gece gündüz onu düşünüyordu.

yol kuru dereden aşağı, döne dolana iniyordu. buralarda ormandan hemen hemen hiçbir iz kalmamıştı. meşeler, mazılar diplenmiş, hatta kökleri çıkarılmıştı. nerede düz bir yer varsa sürülmüş, tarla yapılmıştı. ta ilerde kızıltepe'nin başında birkaç iri pelit ağacı görünüyordu. orada, ballıbaba tekkesi vardı. ballıbaba çarpar diye, ağaçlar kesilmemişti. değilse, şimdiye kadar çoktan kurutur, şu boz tepelere benzetirlerdi.

yolun kıyısında tek tük meşe kalıntıları görünüyordu. ama onların da yeni sürgünlerini keçiler kemirmişti. hiçbir yeşillik yoktu. oysa, 20-30 yıl önce buraların hep yeşillik olduğu söylenirdi. şimdiyse orman epey uzaktı görekli köyüne. iki saatlik yerden odun getirirlerdi.