1.4.11

yazarlar kongresi

vera tulyakova hikmet


kahire'ye kongre başlamadan 10 gün önce gitmiştik. tüm dünya halkları için yazdığın [nazım hikmet] dizelerin mısır gazetelerinde basılmıştı hemen:

kardeşlerim
bakmayın sarı saçlı olduğuma
ben asyalıyım
bakmayın mavi gözlü olduğuma
ben afrikalıyım

dizelerin dilden dile dolaşırken onlarca gazeteci de peşini bırakmıyor, çeşitli ülkelerden gelen delegeler seninle görüşmek istiyorlardı. gece yarılarına dek, tutkuyla, dur durak bilmeden çalışıyordun. bu durum beni kaygılandırmıştı. diğer yandan pek çok insanın sana gereksinim duymasından duyduğun hazzı görüyor, bunun senin için esin kaynağı olduğunu algılıyordum. o günlerde iyilik ve barış bilgesi olarak ışık saçıyordun çevrene. ve bu durum beni mutlu ediyor, endişelerimden uzaklaştırıyordu.

kongre 12 şubat 1962 sabahı açıldı. faruk sarayı'nın salonu delegelerle doluydu. kara ve sarı derili insanlar deniziydi sanki ortalık. ilk kez böyle olağanüstü bir toplantıya katılıyordum; o da yarı resmi olarak. önümde, benden epeyce uzak bir yerde geniş sırtını ve enseni görüyordum. başkanlık divanı seçileceği sırada, çinli delege ansızın kalktı ve şunları söyledi:

"şimdi aramızda bulunan bir yazarın oy kullanmasının önlenmesini talep ediyoruz. burada türk edebiyatının temsilcisi olarak bulunmakta. sözünü ettiğim kişi nazım hikmet'tir. soruyorum sizlere, türk pasaportu taşımayan ve moskova'dan aldığı belgelerle buraya gelen bir kişi türk yazınının temsilcisi olabilir mi? kendisinin delegelikten çıkarılmasını talep ediyoruz."

salonda herkes donup kalmıştı. sessizlikle geçen birkaç dakikanın ardından ön sıraların ortasından usulca kalkıp telaşsızca kürsüye doğru yürüdün. mikrofonun önüne geldiğinde, kendinden emin, onurlu bir şekilde durdun. çıt çıkmayan salonda oturan katılımcıların gözlerinin içine bakıyordun. yüzünde endişeden eser yoktu.

"öyle sanıyorum ki" diye başladın söze. "asya-afrika yazarlar kongresi'nde ülkem türkiye'yi temsil etme hakkına sahibim. çünkü halkının dilinde yazan bir yazar, ülkesinin edebiyatını temsil etme hakkına sahiptir. burada toplananların polis değil, yazar olduğunu düşünüyorum. ne yazık ki yurdumda, türkiye'de bugün benden daha iyi bir şair yok. bundan da öte, salonda bulunanlar arasında da en iyi şairin kendim olduğunu düşünüyorum."

salonda kopan alkış hızını kesmedi:

"eğer söylediklerimde bir abartı varsa, birilerini kırdıysam, hemen yanıma gelsin. sevinçle elini sıkmaya hazırım."

herkes nefesini tutmuş, bekliyordu. kimse kımıldamadı yerinden.

"öyleyse saygıdeğer yazar yoldaşlarım, benim oy hakkımı almak yerine beni başkanlık divanına seçmenizi istiyorum sizden. kabul edenler elini kaldırsın lütfen."

ve tüm salondakiler tek yürek olmuşçasına kaldırdılar ellerini! başkanlık divanına geçip oturduğunda delegelerin elleri hala yukarıdaydı.

dışarıdan sakin görünüyordun. ama bu zaferin, içinde nelere mal olduğunu tahmin edebiliyordum. sen ki, moskova'da evimize gelip kendini "ben şair bilmem kim" diye tanıtan insanlara şaşar, gizlemeye gerek duymadığın ironiyle: "tüm yaşamım boyunca kendimi tanıtırken 'şiir yazarım' dedim. kendi kendimi şair diye tanımlamayı doğru bulmadım." derdin. sana göre bir insanın kendisi için "şair" demesi, "iyi insanım" diyerek böbürlenmesi ile aynıydı.