14.3.11

şirket

joel bakan

bir şirket yöneticisinin işi, demokrasiyi korumak değil, demokrasinin belirsizliklerini yönetmek ve demokrasinin sunduğu engellerden kurtulmaktır.

ünlü bir tekel karşıtı ve demiryolu reformcusu olan newton booth, california valisi olduğu 1873 yılında, "demiryolundaki her travers, küçük bir hissedarın mezarıdır." diyordu. booth'un mesajı açıktı: büyük şirketlerde hissedarların gücü ve kontrolü yok denecek kadar azdı. 20. yüzyılın başlarında şirketler genellikle, her yere dağılmış binlerce, hatta yüz binlerce adı sanı bilinmeyen hissedarın birleşiminden oluşuyordu. güçlerinin fazlasıyla seyreltilmesi yüzünden, birey olarak idari kararları etkileyemiyorlardı. kolektif biçimde hareket edemeyecek kadar da darmadağınıktılar. sonuçta hissedarların büyük şirketlerdeki güçlerini ve kontrollerini kaybetmeleri, yöneticilerin kazancı olup çıkmıştı.

marc barry: kendi kendinizle yaşamanın yolu, fazlasıyla bölümlere ayrılmış bir yaşam sürmektir.

1911 triangle bluz fabrikası felaketi, şirketin kendi çalışanlarını duygusuzca hiçe saydığını gösteren meşhur bir örnektir. aşağı manhattan'ın konfeksiyon bölgesinde bulunan fabrikanın sahipleri, tezgahlarından ayrılıp da üretimi yavaşlatmalarını önlemek için, çoğunlukla genç göçmen kadınlardan oluşan çalışanlarını kilit altında tutmaktaydı. fabrikada yangın başladığında, işçiler dışarı çıkacak yol bulamadılar. bazı işçiler pencerelerden aşağıya kendi ölümlerine atladılar. diğerleri ise içeride kalıp yanarak can verdiler. 146 işçi birden öldü.

william b. burkett: dünyadaki hiçbir yönetmeliğin, uygulanmadığı takdirde hiçbir yararı yoktur.

john mccormack: iyi örgütlenmiş bir azınlık her zaman örgütlenmemiş bir çoğunluğa nazaran daha etkili şekilde hareket eder.

carlton brown: uçaklar kulelere çarptığı zaman düşündüğümüz ilk şey "pekala, altın ne kadar yükselir?" oldu. neyse ki, birkaç gün içinde onların hepsini dışarı çıkardık. herkes parasını iki katına çıkardı. 11 eylül aslında tanrının gizli bir lütfudur, anlıyorsunuz değil mi, mahvedici, ezici, yürek parçalayıcı. fakat.. altın piyasasındaki müşterilerim açısından, onların hepsi para kazandı. yıkımda fırsat vardır. her şey, servet yaratmakla ilgilidir.

reklam yönetmeni ve seslendirme sanatçısı chris hooper, işinin "gerçekten ihtiyacı olmayan insanlara ürünler satmaya çalışmak" olduğunu, "toyluktan kaynaklanan ukala bir davranışı, sorumsuz, hedonistik, egoistik, narsistik bir davranışı destekleyen imajlar" yaratmak olduğunu söylüyor.

her şeyin ya da herkesin mülk edilebildiği, manipüle edilebildiği ve sömürülebildiği bir dünyada eninde sonunda her şey ve herkes mülk edilecek, manipüle edilecek ve sömürülecektir.