12.3.11

ölümün dostu

pedro antonio de alarcon

aşk hayattır, hayatsa aşk.

"evet, annen öldü." dedi ölüm, "ne var ki, onun canını hiç yakmadığımı bilmelisin. kimseye acı çektirmem. son nefesinizi verene kadar size zulmeden benim hasmım hayattır. şu çok sevdiğiniz hayat."

hasta birinin odasındaysam ama ona bakmıyorsam, bu, hasta olan kişinin o hastalıktan öleceği anlamına geliyor. ama yüzüm ona dönükse, aynı gün içinde ölecektir. eğer onunla aynı yatağa yatmışsam, üç saatlik ömrü kalmış demektir. eğer onu kollarımın arasında tutuyorsam bir saatten fazla yaşamaz ve eğer alnını öpüyorsam ruhuna bir dua oku.

siz yeryüzündeki insanlar neden hepiniz dost değilsiniz anlamıyorum! utanç ve zayıflıklarınızın benzerliği, birbirinize ihtiyaç duyuyor olmanız, yaşamlarınızın kısalığı, göksel cisimlerin sonsuz azametteki gösterisi ve bütün bunlarla kıyaslanınca ortaya çıkan küçüklüğünüz, batmak üzere olan bir gemideki yolcuların yakınlaşması gibi, hepinizi kardeşçe birbirinize bağlamalıydı. o gemide ne aşk ne nefret ne de ihtiras var; kimse alacaklı ya da borçlu değil; kimse çirkin ya da güzel, büyük ya da küçük, mutlu ya da mutsuz değil. hepsini çepeçevre saran aynı tehlike. oysa benim varlığım herkesi eşit kılıyor. gör işte: bu yükseklikten baktığın zaman, batmakta olan bir gemi, vebanın ya da yangınların kırıp geçirdiği bir yer değilse nedir yeryüzü?

unutmak yaşarken mümkündür. ölümde unutuş yoktur.

hayat aşktır, hayat tutkudur. ama bu aşkın, bu tutkunun ideali, şu ya da bu çamurdan bir güzellik olmamalı. hayal görmektesiniz, uzaktakini yakın sanıyorsunuz! hayat aşktır, hayat duygudur; ama hayatın büyüklüğü, asaleti, mucizesi, yeni doğmuş ya da ölmek üzere olan birinin yüzünden süzülen hüzün gözyaşlarıdır; yaşamaya aç ama var olmaktan acı çeken insanoğlunun melankolik yakınması, ahirete duyulan tatlı özlem ya da öte dünyanın dokunaklı hatırasıdır. bu dünyanın saçmalıklarıyla tatmin olmayan yüce ruhların keder ve sıkıntısı, kuşku ve korkusu, başka bir yurdun, bilim ve kudretten daha yüksek bir görevin, nihayet, insanoğlunun gelip geçici büyüklenmesinden ve kadınların zayıf büyülerinden daha sonsuz bir şeylerin varlığını seziyor olmalarından başka bir şey değildir.

hiç kesmezdi hüzünlü yakarısını çobanlar, ne de yalnızca dağın duyduğu şarkıları son bulurdu. seyrederken altın yaldızlı güneşin berisine geçen rengarenk bulutları, günün çoktan bittiğini görmezlerdi. telaş içinde koşarak yaklaştığı görülürdü gölgenin, en yüksek dağın heybetli eteğinden. (garcilaso de la vega)