7.3.11

okuryazarlık öncesi insan

ashley montagu

okuryazar olmayan insan, düşünce ağını bütün dünyaya yayar. mitoloji ile din yakından bağlantılı olabilir; ama biri insanın gündelik yaşamından doğup gelişirken, diğeri onun doğaüstüne ilgisinden doğup gelişir. ve böylece, laik, dinsel, mitolojik, büyüsel ve deneysel unsurları birleştirecek dünya görüşüyle, hepsi birbirine sarmalanarak bir bütün oluşturur.

okuryazar olmayan halkların çoğu, aşırı derecede gerçekçidir. dünyayı denetim altına almaya kararlıdırlar ve uygulamalarının birçoğu, gerçekliğin kendi bahisleri doğrultusunda hareket etmesini garanti altına almak için tasarlanmıştır. ruhların kendi yanında olduğu inancı içindeki insan, bundan sonra, çıkacağı bir seferin başarısı için bütün gerekli hazırlıkları yapabilir. gerçekliği, önceden saptanmış bir şekilde yönlendirmek yoluyla kişinin buyruklarına uymaya zorlamak, okuryazar olmayan için, gerçekliğin bir parçasıdır.

okuryazar olmayan halkların, dünyanın okuryazar halklarının yaptığından çok daha sıkı bir şekilde, kendilerini içinde yaşadıkları dünyayla özdeşleştirdiğini anlamak gerekiyor. insanlar ne kadar "okuryazar" olurlarsa, yaşadıkları dünyadan kendilerini o kadar çok koparırlar.

olup bitenler, okuryazarlık öncesi insan için gerçekliğin kendisidir. eğer hayvanların doğumunda ya da bitkilerin hasadında bir artış olması için yapılan törenlerin ardından böyle artışlar meydana gelirse, o zaman törenler yalnız onlarla bağlantılı olmakla kalmaz, onların bir parçasıdır; çünkü törenler olmaksızın hayvan ya da bitkilerdeki artış ortaya çıkmayacaktı- böyle düşünür okuryazarlık öncesi insan. bu, okuryazarlık öncesi insanın mantıksız bir zihinle nitelendiği anlamına gelmez; zihni tamamen mantıklıdır ve onu gerçekten de çok iyi kullanır. kendisini ansızın orta avustralya çölünde buluveren eğitimli bir beyaz adam, uzun süre hayatta kalmayı başaramayacaktır. oysa, avustralya yerlileri bunu çok iyi becerir. bütün toprakların yerlileri, yüksek düzeyde bir zekaya sahip olduklarına hiçbir kuşku bırakmayacak şekilde, çevrelerine mükemmel bir uyum gösterirler.

okuryazarlık öncesi insanla ilgili güçlük, onun mantıklı olmaması değil, mantığa çok sık ve çoğu zaman yetersiz öncüller temelinde başvurmasıdır. genel olarak, bir arada olan olayların nedensel olarak bağlantılı olduğunu kabul eder. fakat bu, uygar insanların çoğunluğunun çoğu kez işlediği ve eğitimli bilimciler arasında bile rastlandığı bilinen bir hatadır! okuryazarlık öncesi insanlar, nedensellik olarak bağlılık kuralına çok katı bir biçimde tutunma eğilimindedirler; ama bu çoğu kez işe yarar ve pragmatik kurala göre, işe yarayan şey doğru olarak kabul edilmelidir.

okuryazarlık öncesi insanların son derece safdil, batıl inançların ve korkunun güdümündeki, bağımsız ve özgün düşünce açısından hiçbir kapasite ya da olanağı bulunmayan yaratıklar olduğu fikrinden daha gerçeğe uzak bir şey olamaz. okuryazarlık öncesi insan, sağduyulu olmanın yanı sıra, genellikle yaşamın katı gerçekliklerini kabullenmesine dayanan geniş bir pratik anlayış sergiler.