11.3.11

arkadaşlık

sandor marai

arkadaşlık diye bir şeyin gerçekten var olup olmadığını bilmek iyi olurdu. artık yaşamlarının bir döneminde, belirli konularda aynı şekilde düşündükleri, benzer ağız tatlarına ve benzer ihtiyaçlara sahip oldukları için şans eseri karşılaşan insanların varlığına inanmıyorum. bunlar arkadaşlık değildir. ara sıra bunun hayattaki en güçlü bağ olduğunu ve bu nedenle de çok az rastlandığını düşünüyorum. peki arkadaşlığın temelinde ne vardır? sempati mi? veya daha farklı bir şey? belki de insanlar arasındaki ilişkilerin derinlerinde bir tutam eros vardır.

arkadaşlık, hemcinsleriyle birlikte bir çeşit haz arayan ve bunun için hastalıklı bir biçimde arzu duyan insanların ele geçirdikleri fırsatlardan çok farklı bir şeydir elbette. arkadaşlığın eros'u vücutlara ihtiyaç duymaz. vücutlar, heyecan vermek yerine rahatsızlık verecektir. işte bu da eros'tur.

arkadaşlık, anaların doğurduğu canlılar arasında olabilecek en yüce ilişkidir. ilginç olan, bu ilişkiyi hayvanların da biliyor olması. hayvanlar arasında da arkadaşlık, fedakarlık ve yardımlaşma var. tehlikede olan hemcinslerine yardıma gelen aslanlar, yaban horozları ve başka türlerde canlılar var; arada sırada kendi türü dışındaki hayvanlara nasıl yardım ettiklerini kendi gözlerimle gördüm. canlılar karşılıklı yardımlaşıyor. bu uğurda bazen zorluklara karşı mücadele veriyorlarsa da, her zaman her canlı topluluğunda güçlü ve yardımsever varlıklar bulunur. insanlar arasında o kadar çok örnek yok. ya da daha doğrusu tek bir örnek bile yok. insanlar arasında oluyor gibi görünen tüm yakınlaşmalar, sonunda bencillik ve gurur bataklığında boğuluyor. bazen iş arkadaşlığı ve yoldaşlık, arkadaşlık gibi görünebiliyor. ortak ilgiler insanlar arasında dostluğa, arkadaşlığa benzeyen münasebetler yaratabiliyor. ve yalnızlıktan kurtulmak için de insanlar, sonradan pişmanlık duyacakları ama bir süreliğine bir çeşit arkadaşlık gibi görünen samimiyetlere sürüklenmeyi tercih ediyorlar. daha da ileri giderek arkadaşlığın bir görev olduğunu hayal ediyorlar. tıpkı bir aşık gibi, arkadaş da duyguları için bir ödül beklemez. karşılık istemez, arkadaş olarak seçtiği insanları sihirli bir ışığın içinde görmez, onun hatalarını görür ve onu tüm bu hatalarıyla kabul eder.

böyle bir düşünce olmasa yaşamın bir değeri, insan olmanın bir anlamı kalır mıydı? ve eğer bir arkadaş gerçek bir arkadaş olmadığı için senden vazgeçiyorsa o zaman onun karakteri ve zayıflıkları hakkında yakınmak doğru olur mu? bir insanın karşısındakini, sahip olduğu erdemleri, sadakati ve gösterdiği sabır için sevmesi ne anlama gelir ki? sadakatle ölçülen sevgi türlerinin değeri nedir? sadık olmayan bir arkadaşı aynen sadık olup kendini feda eden diğerini kabullendiğimiz gibi kabullenmek bizim görevimiz değil mi? karşısındakinden hiç ama hiçbir şey beklemeden ve talep etmeden gösterilen fedakarlık tüm insani ilişkilerin gerçek muhteviyatı değil midir? ve ne kadar az beklersen o kadar kendinden vermez misin?  karşısındakine bütün gençlik çağı boyunca güven, tüm erkeklik çağı boyunca fedakarlık ve en sonunda bir insanın diğerine verebileceği en yüksek değer olan kör, koşulsuz, tutkulu güven duygusunu veren insan, sonradan karşısındakinin hain, alçak olduğunu görmek zorunda kalırsa o zaman isyan ederek intikam almak istemesi normal midir? eğer isyan eder, intikam çığlıkları atarsa o zaman o kandırılan ve terk edilen adamın gerçek bir dost olduğunu söyleyebilir miyiz?

eğer yaşananlar arkadaşın sadakatsiz olduğunu göstermişse ondan karşılıksız dürüstlük ve bağlılık istemeye hakkımız yoktur.

yaşanan gerçekler vardır. bu ve şu oldu. şöyle ve böyle oldu. şu ya da bu zamanda oldu. bunları öğrenmek zor değildir. tıpkı insanların konuşabilmesi gibi, olaylar da konuşur; hayatımızın sonuna doğru tıpkı elektrikli sandalyede oturan bir mahkum gibi, yaşadığımız bütün olaylar yüksek sesle itirafta bulunurlar. en sonunda her şey olup bitmiştir ve artık yanlış anlamanın imkanı yoktur. bazen yaşanan olaylar sadece zavallı takipçilerdir. insan yaptığı şeyden dolayı suçlu olmaz; bu eylemin ardına gizlediği niyet yüzünden suçlanır. her şey niyetinde gizlidir.

bir insan sadakatsiz, alçak, hatta daha kötüsü katil olabiliyor; ama suçsuz bulunabiliyor. eylem gerçeğin kendisi değildir. o her zaman sadece sonuçtur ve günün birinde karar vermek zorunda kalırsan, polis raporunda kayıtlı olan olaylarla yetinemezsin. sadece gerçeğin kendisi cevap olabilir.