19.2.11

eat pray love

ryan murphy

sevdiğim insanlara görünmez olurum.

kalmaktan daha önemli olan tek şey gitmekmiş. kimseyi incitmek istemedim. sessizce kapıdan çıkıp grönland'a ulaşana kadar durmadan koşmak istedim.

tüm bunlar, etkilenmenizin karşısında elinize geçen, hiçbir zaman istediğinizi itiraf etmeye bile cüret edemeyeceğiniz halüsinatik dozun itirazıyla başlar. gürleyen aşkın ve heyecanın duygusal bir uyuşturucusu. yakın zaman sonra bu etkilenmeyi bir uyuşturucuya bağımlıymışsınız gibi aç bir takıntıyla arzularsınız. bu sizden esirgendiğinde, hastalanır, delirir, darılırsınız size ilk başta bu bağımlılığı sağlayan; ama şimdi iyi mal almak için para vermeyi reddeden dağıtıcıya. lanet olsun ona, önceden bedavaya verirdi. bir sonraki aşamada, kendinizi zayıflamış, bir köşede sallanırken, sadece tek bir şeye tek bir kez daha sahip olabilmek için ruhunuzu bile satabileceğinize emin bir halde bulursunuz. bu arada bir zamanlar taptığınız etki, artık kendinizce reddedilir. size daha önce hiç karşılaşmadığı birine bakıyor gibi bakar. ama burda ironik olan, onu suçlamakta zorlanmanızdır. yani, bir halinize bakın. berbat durumdasınız. kendi gözlerinizce bile tanınamayacağınız haldesiniz. artık karasevdanın son limanına varmışsınızdır. benliğin tamamen ve acımasız çöküşü.

şunu bil ki, bu insanların başına gelir. yirmilerinde aşık olurlar, evlenirler, granit mutfak tezgahı yaptırırlar, otuzlarında beyaz tahta çitler yaptırır ve bir yerde farkına varırlar ki, "bu bana göre değil." sonra kaybederler, tepetaklak olurlar, delicesine incinirler, doğrulurlar ve uygun adım, marş, kıçlarını deli doktorunun ofisine getirirler. öylece ayrılamazlar.

harika bir eski italyan fıkrası vardır. fakir bir adam her gün kiliseye gider ve büyük bir azizin heykelinin önünde dua edip, yalvarır: sevgili azizim, lütfen, lütfen, lütfen, lotoyu kazanayım." sonunda deliye dönen heykel canlanır aşağıda yalvaran adama bakar ve der ki "oğlum, lütfen, lütfen, lütfen bir bilet al."

bir adamın karşısında soyunduğun bu kadar senelerden sonra hiçbiri senden gitmeni istedi mi? hiç giden oldu mu? ayrılan? hayır. çünkü önemsemiyor. odada çıplak bir kızla birlikte. lotoyu kazandı.

hayır demekten ve sabah kalkıp bir gün önce yediğim her parçayı aramaktan yoruldum.

üzgün yaşamaya razıyız, çünkü değişmekten, bazı şeylerin kalıntıya dönmesinden korkuyoruz. sonra bu yere baktım, katlandığı kaosa, uyarlamalara, yakılmalara, yağmalanmalara. sonra kendini tekrar inşa ettirecek bir yol bulmasına ve kendime güvenim tazelendi. belki benim hayatım o kadar karman çorman değildir. sadece dünya böyledir ve tek tuzak ona bağlanmaktır. yıkım bir ödüldür. yıkım değişime giden yoldur.  zor olmuş. çok sevmişsin. o yaranı daha tedavi edememişsin. şu an kalbini açmaktan korkuyorsun. tekrar incineceğinden korkuyorsun. iyileştirmenin tek yolu güvenmektir. bu sorun değil. kırık bir kalbinin olması, bir şeyleri denediğini gösterir.  herkesin sevgiye ihtiyacı vardır, tatlım. insanlara komik şeyler yaptırır. herkes ilişkinin başlangıcını sever. çok fazla mutluluk ister, çok fazla zevk ister, ta ki kendini hasta edene kadar.

dünyaya kendine yardım etmesini gösterirsen bir gün o yardım "herkes"e ulaşır.

kendimi sevdiğimi kanıtlamam için seni sevmeye ihtiyacım yok benim!

bazen aşk için dengeni kaybetmek dengeli hayatın bir parçasıdır.

sonunda "arayışın fiziği" olarak adlandırdığım bir şeye inanmaya başladım. doğa kanunlarına göre yönetilen bir güç, en az yer çekimi kanunu kadar gerçektir. arayış fiziğinin kuralı böyle bir şey: tanıdık ve konforlu olan her şeyi arkanızda bırakabilecek kadar cesursanız, ki bunlar evinizden, eskiden içinizde kalan gücenmeye kadar her şey olabilir; gerçeği aramak için bir yolculuğa çıkarsanız, ki bu yolculuk içinizde ya da dışarıda olabilir, bu yolculuk boyunca başınıza gelecek her türlü olaya ipucu olarak bakmaya niyetliyseniz ve yol boyunca tanıştığınız herkesi bir öğretmen olarak kabul edebilecekseniz, hazırsanız, en önemlisi de kendiniz hakkındaki en zor gerçeklerle yüzleşip, affedebilecekseniz işte o zaman gerçek sizden saklanmaz.