17.1.11

sokrates'in ölümü

platon

sokrates: artık gidip yıkanma zamanı geldi. zehri içmeden önce yıkanmak yerinde olur sanırım. bir ölüyü yıkama işini kadınlara bırakmamalı.

kriton: peki sokrates; buradakilerden ve benden, çocukların ve daha başka şeyler üstüne isteklerin nedir? ne dileğin varsa söyle; sevdiğimiz için seni, canla başla yaparız.

sokrates: ne mi istiyorum sizden? her zaman ne istedimse onu: kendinize iyi bakın; böylece hem benim için, hem benimle ilgili her şey için hem de kendiniz için gereğinde yapılacak olanı seve seve yaparsınız; şimdiden söz vermeseniz bile. ama kendinize bakmazsanız, eskiden ve bugün konuştuklarımızdan çıkan sonuçlara göre yaşamazsanız, ne kadar söz verseniz, ne kadar yemin de etseniz boştur.

kriton: peki, öyle olsun. elimizden geleni yaparız. ama nasıl gömelim seni? onu söyle bari.

sokrates: nasıl isterseniz öyle. ölünce artık tutamazsınız ki beni, kaçmış olurum elinizden.

bunları söylerken, tatlı tatlı güldü, bize doğru bakarak konuştu yeniden:

"dostlar, kriton'u bir türlü inandıramıyorum ki, asıl sokrates şu anda sizlerle konuşan, her sözüne belli bir düzen veren sokrates'tir. ona kalırsa, ben biraz sonra ölecek olan sokrates'im, nasıl gömüleceğini sorduğu sokrates.."

bu sözler üzerine sokrates kalktı, yıkanmak için başka bir odaya gitti. kriton da onunla gitti. "bekleyin" dedi bize. biz de kendi aramızda konuşarak bekledik, o gün orada söylenen sözler üzerinde durduk. başımıza gelen felaketin büyüklüğünü, sokrates'le bir baba kaybettiğimizi, ömrümüz boyunca yetim kalacağımızı söyledik birbirimize.

yıkandıktan sonra, çocukları geldi yanına. ikisi çok küçük, biri büyükçe üç çocuğu vardı. kadınlar da girdi içeri. sokrates onlarla kriton'un yanında konuştu, öğütler verdi, son isteklerini söyledi. sonra kadınlarla çocukları dışarı çıkarttı, bizim yanımıza geldi.

bir hayli kalmıştı yandaki odada; güneş de batmak üzereydi. gelir gelmez oturdu, fazla bir şey konuşulmadı artık. on birlerin adamı içeri girdi. sokrates'in önüne gelerek:

"sokrates" dedi, "sen başkaları gibi değilsin; onlara hakimlerin adına zehri içmelerini söylediğim zaman kızıyorlar bana, küfrediyorlar. sen buraya gelmiş insanların en değerlisi, en anlayışlısı, en iyisisin. bunu birçok davranışların gösterdi bana. bugün bile, bana hiç kızmadığını görüyorum. ölümüne kimlerin sebep olduğunu, kimlere kızman gerektiğini biliyorsun da ondan. haydi uğurlar olsun. madem kurtuluş yok, bari rahat ölmeye çalış."

sözlerini bitirirken başını arkaya çevirip ağladı ve gitti. sokrates arkasından: "sana da uğurlar olsun, dediğin gibi yaparım." dedi. sonra bize döndü: "ne iyi adam" dedi, "buraya geldim geleli sık sık görmeye geldi beni, zaman zaman da konuştuk onunla; az bulunur böylesi; bugün de candan ağladı benim için. haydi kriton, dediğini yapalım adamın. getirsinler zehri hazırsa, değilse söyle de ezsinler."

o zaman kriton: "evet ama" dedi, "güneş daha batmadı sanıyorum, dağların üstünde olacak. hem sen de bilirsin ki, çokları zehri geldikten çok sonra içerler. daha önce güzel yemekler yer, şarap içerler; bazıları isterse dilediğiyle sevişir bile. madem vakit var, acele etme sen de."

"kriton" dedi sokrates, "o adamlar böyle yapmakla haklıdırlar; çünkü bununla bir şey kazandıklarını sanırlar; bense yapmamakta haklıyım; çünkü bir şey kazanacağımı sanmıyorum. zehri biraz daha geciktirmekle kendi kendime gülünç olurum; hayata boşuna yapışıyorum, tükenmek üzere olan bir şeyi tutmaya çalışıyorum diye. haydi, haydi dediğimi yap, boyuna karşı koyma bana."

bunun üzerine kriton köşede bekleyen uşağa işaret etti. uşak çıktı, biraz sonra zehri verecek adamla döndü. bu adam ezdiği zehri bir tas içinde elinde tutuyordu; onu görünce sokrates: "gel bakalım ahbap" dedi, "bu işleri en iyi bilen sensin, söyle bana yapacağımı."

"kolay" dedi adam, "içtikten sonra odanın içinde dolaşırsın, bacaklarında bir ağırlık duyunca uzanırsın, zehir de yapacağını yapar."

bu söz üzerine tası uzattı. sokrates tası aldı ve inanır mısınız ekhekrates? ne kılı kıpırdadı, ne rengi attı, ne bir şey. her zamanki boğa bakışını, alttan alttan adama çevirerek: "ne dersin?" dedi, "bu içkiden tanrı için biraz dökmeye izin var mı, yok mu?"

"sokrates" dedi adam, "zehri tam yeteceği kadar eziyorum."

"anlıyorum" dedi sokrates, "ama herhalde tanrılara dua etmeme izin vardır; öteye gidişim daha kolay olsun diye; dilerim öyle olsun." bunu söyler söylemez hiç yüzünü buruşturmadan tası su içer gibi dibine kadar dikti.

o ana kadar hepimiz ağlamamak için kendimizi zor tutmuştuk; ama zehri içtiğini görünce dayanamadık artık. ben de boşandım. başıma çektiğim örtünün altında ona değil, kendi kendime, böyle bir insanın dostluğundan olacağıma ağlıyordum. kriton benden önce boşanmış, kalkıp uzaklaşmıştı. başından beri ağlayıp duran apollodoros, şimdi gözyaşlarına acılı, öfkeli bağrışmalarını da kattı. onun bu hali sokrates'ten başka oradakilerin yüreklerini sarstı.

sokrates: "ne oluyorsunuz" dedi, "ne tuhaf adamlarsınız, insan böyle uğursuz sözler duymamalı ölürken. haydi, tutun kendinizi, dayanıklı olun!" bunu duyunca utandık hep, yaşlarımızı tuttuk. o, odada dolaşıp duruyordu. bir ara, "bacaklarım ağırlaşıyor" dedi. adamın söylediği gibi sırtüstü uzandı. o sırada adam elini bastırıp sokrates'in bacaklarını yokluyordu. ayağını kuvvetle sıkıp sokrates'e acı duyup duymadığını sordu. "hayır" dedi sokrates. adam daha yukarıları sıktı ve bize katılaşıp soğumaya başladığını gösterdi. göğsüne dokunarak, "soğuma yüreğine yaklaşınca gidecek." dedi. soğuma karnına doğru yayılmıştı ki, yüzüne örttüğü örtüyü kaldırdı, şu sözler dudaklarından çıkan son sözler oldu:

"kriton" dedi, "askleipos'a bir horoz borcumuz var, dostlar ödemeyi unutmasın sakın."

"peki öderiz" dedi kriton, "başka bir diyeceğin yok mu?"

cevap vermedi sokrates, bir an sonra birden kasıldı. adam yüzünü iyice açtı, sokrates'in bakışı donmuştu. bunu görünce kriton ağzını ve gözlerini kapadı.

işte ekhekrates, dostumuzun, zamanımızda tanıdığımız insanların en iyisi, en bilgesi ve en doğrusunun ölümü böyle oldu.