13.11.10

hasta adam

lucretius

biz insanlar birer hasta adamız, hastalığının kaynağından habersiz.

bedenimizin gereksinimleri aslında o kadar az ki; bedenimizden acıyı uzak tutalım, kendimize yeni zevkler bulalım yeter. doğamız bundan başka bir şey istemez; evimizin önünde, gecenin geç saatlerine kadar toplanmayan zengin sofrayı aydınlatan meşaleleriyle, altından genç adam heykelleri olmasa ne olur? salonumuz gümüşlerle, altınlarla ışıl ışıl parlamasa, ud müziğinin yankılanacağı oymalı tavanlarımız olmasa ne olur? oysa doğa bize ne lüksler sunar! insanlar dostlarıyla birlikte bir dere kenarında, çimenlerin üstünde, koca bir ağacın gölgesi altında oturup neredeyse hiç para harcamadan hoş vakit geçirip rahatlayabilirler. hele de güneş parlıyorsa ve yılın o mevsiminde yeşil çiçekler açmışsa, ne güzel!

epikurosçu değerlerin hüküm sürmediği bir dünyada insanoğlu mal mülk edinme işine nerede dur diyeceğini, gerçek zevklerin nasıl artırılabileceğini bilemediği için boşuna işkence çekip duracak, bir sonuç vermeyen kaygılar duyarak hayatını tüketecektir. hayatı çekip götüren, insanın büyük denizlere açılmasını sağlayan da aslında bu memnuniyetsizliğin ta kendisidir.