6.11.10

felsefenin tesellisi

alain de botton

insan ancak bir şeyin "ne olmadığını" anlamak suretiyle onun tam olarak ne olduğu bilgisine yaklaşabilir.

seneca: bütün kaygılarından kurtulmak istiyorsan, korktuğun şeyin başına geldiğini düşün.

pliny: kesin olan bir tek şey vardır; o da hiçbir şeyin kesin olmadığı, yeryüzünde insandan daha sefil, daha kibirli bir yaratık bulunmadığı.

nietzsche: acı çekmeyi reddediyor, kendi acına bir saat bile katlanamıyorsan, çekebileceğin bütün sıkıntıları önlemeye çalışıyorsan; acıyı, hoşnutsuzluğu nefret edilecek, kötücül, yok edilmesi gereken şeyler olarak algılıyor, bunları yaşantının kusurları gibi görüyorsan, o zaman rahatlık dinine inanıyorsun demektir. siz rahatlık düşkünleri, insan mutluluğuyla ilgili ne az şey bilirsiniz. mutluluk mutsuzluğun kardeşi, hatta ikizidir. bu ikisi ya bir arada büyür ya da sizin yaşantınızda olduğu gibi hiç büyümez; hep küçük kalır.

gerçek saygınlık çoğunluğun iradesinden değil, sağlam bir akılyürütmeden kaynaklanır.

sokrates bize yol göstererek iki büyük hataya düşmemizi önlemeye çalışmıştır: çevremizdekilerin söylediklerini her zaman dinlemek ve hiç dinlememek.

epikuros: tat alma, duyma zevkini, cinsel zevkleri, güzel şeyler görünce içimde uyanan hoş duyguları bir kenara atarsam, iyiyi kötüden nasıl ayırırım bilmiyorum.

ağrı çekerken insan zihni çare olarak çok garip yöntemler bulmaya eğilimlidir.

seneca: varlıklı olmak öfkeyi körükler.

sokrates: gerçek söz konusu olduğunda sayısal çoğunluk tamamen değersizdir; çünkü kişinin, aslında sözde saygınlıklarından başka hiçbir şeyleri olmayan ve nedense birdenbire kendisi aleyhinde ifade vermeye karar vermiş tanıklardan oluşan bir ordu tarafından yenilgiye uğratılması pekala mümkündür.

eğer kimse bizim varolduğumuzu görmüyorsa varolamayız; söylediklerimizi kimse anlamıyorsa söylediğimiz şeylerin bir anlamı yok demektir.

nietzsche: erkeklere özgü kendini hor görme hastalığının tek çaresi, zeki bir kadın tarafından sevilmektir.

her düş kırıklığının temelinde aslında aynı şey yatar: isteklerimiz gerçekliğin o yıkılmaz duvarına çarpar.

seneca'nın yapıtlarında aslında bir tek düşünce hakimdir: öngörüp kendimizi hazırladığımız ve nedenlerini anladığımız düş kırıklıklarına daha kolay katlanırız; en büyük yaraları ise hiç beklemediğimiz ve başa çıkamayacağımız türden düş kırıklıkları karşısında alırız. felsefe bizi gerçeklikle barıştırmalı; böylece düş kırıklığının kendisini olmasa bile beraberinde getirdiği zararlı duyguları ortadan kaldırmalıdır.

epikuros: zevk, mutlu bir yaşamın başlangıcı ve amacıdır.

seneca: büyük hedonist öğretmen epikuros, belli dönemlerde kendisini bazı şeylerden mahrum bırakır ve o anda arzuladığı şeyleri elde etmek için büyük zahmetlere katlanmanın gerekli olup olmadığını anlamaya çalışırdı.

nietzsche: yalnızca yürüyüş sırasında akla gelen düşüncelerin bir değeri vardır.

sophokles: en mutlu yaşam, düşünmeden geçirilen yaşamdır.

"bilge olduğunu sanan bir adam mı gördün? bir deliden beklemeyeceğin davranışları bu adamdan bekle." (atasözü)

epikuros: felsefe yapmaya henüz hazır olmadığını ya da felsefe yapacak yaşı çoktan geçtiğini söyleyen adam, mutlu olmak için çok genç ya da çok yaşlı olduğunu söyleyen bir adama benzer.

terentius: insanım, insanca olan hiçbir şey bana yabancı değildir.

bilgeliğe ulaşmak için çabalamak; fakat hiçbir zaman budalalıktan tam olarak kurtulamamak, erdemli fakat sıradan bir yaşam sürmek yeterince büyük bir başarı aslında.

aşk, filozofları genellikle pek ilgilendirmez. aşkın gelgitleri, üzerine düşünülmeyecek kadar çocukça gelmiştir filozoflara. bu konu şairler, histerikler için daha uygundur. el ele tutuşmalar, parfüm sıkılmış mektuplar.. bunlar filozoflara göre değildir.

en büyük sanat yapıtları bizim kim olduğumuzu bilmeksizin doğrudan bize seslenen yapıtlardır.

schopenhauer: şair, tek bir özel yaşamdan yola çıkarak onu bütün bireyselliği içinde olduğu gibi dile getirir; ama bunu yaparken aslında insan yaşamının bütününü yansıtmaktadır. tek bir özel yaşamla ilgileniyor gibi görünse de, asıl ilgilendiği her yerde, her zaman yaşanandır. işte bu yüzden, özellikle dramatik şairlerin cümleleri, özlü söz olmadıkları halde tıpkı özlü sözler gibi, gerçek yaşamda sıklıkla kullanılır.

"devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin rabbin krallığına girmesinden kolaydır." (markos)

nietzsche: entelektüel bir münzevi olarak yaşayıp benzer biçimde düşünen insanlarla nadiren bir araya gelmek bizim kaderimiz.

seneca: asıl bilgelik, gerçekliği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, değiştirilemeyecek olanı ise ne zaman sükunetle kabulleneceğimizi bilmektir.