6.10.10

firarperest

elif şafak

aslolan hikayeleri arşınlamaktır, memleketleri değil.

"hiç kimse kendi beynini, bir başkasının yerine düşünmek için kullanamaz. vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. paylaşılamaz ve devredilemezler." (ayn rand)

"hakiki aşk, sevdiği insanın mutluluğunu ister. aşık kişi, sevdiğinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyar. gerçekten seven insan, özgür bırakır. sahiplenmek, hak iddia etmek, can almak, can acıtmak, aşıkların tutacağı yol değildir."

cesare pavese: aşk, dinlerin en bayağısıdır.

kemirir ruhumuzu hırslarımız, kariyer, şöhret veya para pul telaşımız. bir fare gibi sessiz, derinden ve sinsice. ufak ufak ısırıklarla kemirir içimizi rekabet duygusu. iktidar iptilası yer bitirir insanı. bir koltuğa sevdalanmak tüketir adamı. tuzaklarla doludur bu hayat. nefsimizin tuzaklarıyla. düşer düşer çıkarız. dizlerimiz yara bere içinde.

gustave flaubert: burjuvazinin hallerinden hazzetmemek aklın başladığı noktadır.

bir yandan şarkılar çıkıyor piyasaya, ardı ardına. hepsi de aşk üzerine. sözler benzer, iddialı. diziler çekiliyor peş peşe. gene hepsinin ana teması "büyük aşk." ama televizyonu kapatıp kendi hayatlarımıza döndüğümüz anda, ne yazık ki "büyük aşk"tan anladığımız aslında "büyük ego". biz elmanın da muhakkak bizi sevmesini bekliyoruz. yetmiyor. elmanın hayat boyu sadece ve sadece bizi sevmesini, varlığını bize adamasını, biz ne dersek harfiyen yapmasını istiyoruz. biz aşkı, egomuza hizmet etmekle yükümlü bir kahya bellemişiz adeta. ve bu yüzden işte, aşktan nefrete bu kadar çabuk, bu kadar kolay savruluyoruz.

cesare pavese: edebiyat, yaşamın saldırılarına karşı bir savunmadır.

aynı gökkubbenin altında yaşadığımızı bilmek yetiyor bana. başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz sema aynı, yıldızlar aynı, dolunay aynı. bunu bilmek yetiyor bana. umurumda değil ki nerede uyuyorsun, kimin yanında.

gore vidal: ne zaman bir başka yazarın başarısına tanık olsam, ben biraz daha öldüm.

bekar birinin varlığı etrafındaki evlilere dert olur. hiçbir bekar insanın, böyle bir heyecan, azim ve tutkuyla kalkıp da evli bir arkadaşının evliliğini sonlandırmak için uğraştığı görülmemiştir. halbuki evli çiftler nedense bekar arkadaşlarını bir an evvel evlilik labirentine sokmayı üzerlerine vazife bilir. bekarlık denilen şey adeta toplum ve çevre tarafından sonlandırılması gereken bir çocukluk hastalığıdır.

charles baudelaire: bütün meslekler insan ruhunu kemirir durur. bir tanesi hariç: şairlik.

cesare pavese: kadınları düşünmemek mümkündür tabii ki. tıpkı ölümü düşünmemenin mümkün olduğu gibi.

erkek genelikle güneş gibidir. ya batar ya çıkar. iktidar peşinde ya kazanır ya tepetaklak yuvarlanır. net, berrak, sade ve yalın. kadın ise ayın halleri gibidir. parlarken bile bir yanı karanlıkta kalır. en görünür olduğu zamanlarda bile bir parçası bulutların ardında. kadın muammadır.

emil cioran: kökeninde yıkıma mahkum olmayan hiçbir "yeni hayat" görmedim şimdiye kadar. her insanın zaman içinde ilerleyip bunalımlı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerini soldurup kendi içine düştüğünü gördüm.

idris şah: insanın işi öğrenmektir. deve insandan daha güçlüdür; fil daha iri, aslan daha yiğittir. sığır insandan daha çok yiyecek yer, kuşların erkekliği daha fazladır. insanın işi ise öğrenmek, öğrenmek, öğrenmektir bu alemde.

her kadınla burç muhabbeti yapamazsınız.

cesare pavese: bize tam bir kayıtsızlıkla davranan kişiye delicesine aşık olmamızın nedeni budur belki de: o zaman kadın mükemmellik duygusunu temsil eder gözümüzde.

ne zaman bırakacağız "kurbanlar"a odaklanmayı? onların fotoğraflarını basmayı? ne zaman bakacağız faillere? öyle bir zihniyet var ki, sarkıntılık yapana ceza vermek yerine adeta sarkıntılığa uğrayandan kendisini aklamasını bekliyor. önce bir ispatla bakalım. ahlaklı kadın mısın, ahlaksız mı?

sağlığına dikkat etmemek bir sanatçı hastalığıdır.

bertolt brecht: ihtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplum olmalı.