14.10.10

dionysos dithyrambosları

nietzsche



çöl çoğalır: vay haline, içinde çöller saklayanın..
taş taşı kütürdetir, çöl afiyetle tıkınır, boğulur.
dikip şevkten kararmış gözlerini muazzam ölüm
çiğner, çiğnemek hayatının ta kendisidir

kanatları olmalı kişinin, uçurumu seviyorsa eğer..

ah zerdüşt
zalim nemrut
daha dün avcısıydın tanrının dahi
tuzağıydın tüm faziletlerin
okuydun kötülüklerin
şimdi, kendini avlayarak ele geçiren
kendine av olan
kendini kazan..

oysa gençken nasıl da mağrurdun
üstündeydi gururun, uzun ve ince bacaklarının
tanrısız bir münzeviydin, daha dün
bir münzevi, şeytanla birlik
kızıl prens'i her türlü küstahlığın

altuni tasasızlık, gel!
sensin ölümün
en mahrem, en hoş ağız tadı!
- çok mu hızlı koştum yolumda?
ancak şimdi, derman kalmayınca ayaklarda
arayıp buldu beni bakışların, bir kez daha
arayıp buldu beni saadetin, bir kez daha

arzu ile umut boğuldular
upuzun yatıyor ruh ile deniz

gümüşi, hafif, bir balık gibi
yüzmekte artık küçük sandalım açıklara doğru

kişi sevecekse kendini
ilkin nefret etmek zorunda değil mi kendinden

ben senin labirentinim
ben senin hakikatinim

onların hepsi faziletli
şöhret ve fazilet -nasıl da kafiyeli
yaşadığı müddetçe bu dünya
fazilet laklakalarının bedelini
şöhret laklakasıyla öder
dünya, bu curcunayla yaşar

tüm faziletlerin önünde
kabahatli olmak isterim
her büyük suçun kabahatlisi
tüm şöhret borazancıları karşısında
solucana dönüştü ihtirasım
böyleleriyle olmak iştahlı kılıyor beni
en aşağıda olmaya

bu madeni para, bununla
bedel ödemekte tüm dünya
şöhret -
eldivenle dokunabiliyorum ancak bu paraya
tiksintiyle tepiniyorum üzerinde.

kişi ağzını sıkı tutmalı
yahut ulu konuşmalı

bilgeliğim, rica ediyorum, şimdi
bu çoraklıkta hasis olmaya hakkın yok
çağlaya çağlaya ak kendi üstüne, çiy ol düş kendi kendine
yağmuru ol bizzat, sararıp solmuş, işlenmemiş bozkırın!

sen, ey karun
sen, ey zenginlerin en fakiri!

fakirleşmek zorundasın bilge cahil
sevilmeyi arzuluyorsan
kişi yalnızca acı çekenleri sever
kişi yalnızca aç olanları sever
ilkin kendini hediye et, ey zerdüşt