10.10.10

denemeler

michel de montaigne

dünyayı döndüren, çiftleşmeye duyulan arzudur.

en büyük kabalık insanın kendi varlığını hor görmesidir.

en yüce tahtta bile üstüne oturduğumuz kendi kıçımızdır.

krallar ve filozoflar da sıçar; hatta kadınlar bile.

en yüce düşüncelere vakıf, en bilge insanın bile sevişirken nasıl acayip hareketler yapacağını gözümde canlandırıyorum da.. bu kişinin bir düşünür, bir bilge olduğunu iddia etmesi küstahlık değil de nedir?

insan bilgeliği diye nitelenen ahmaklıkları zekice bir araya getirebilen kişi harikulade bir hikaye yaratabilir. insan zekasını bu denli yüksek noktalara taşıyan önemli kişilerin bile belirgin, kocaman hatalar yaptıklarını gördükten sonra, insanla, insan sağduyusuyla ve insan aklıyla ilgili neler söylenebileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

eğer insan bilge olsaydı, her şeyin gerçek değerini, onun kendi yaşamına getireceği yarar ve uyum bağlamında ölçerdi.

saldırganlık; kendine sonsuz bir güven ve inanç duyma biçiminde kendini gösteren o huzursuz edici insan kibri.

okumak beni çekildiğim bu inzivada avutuyor; hem aylaklığın ağırlığından hem de sohbetleriyle canımı sıkan misafirlerden kurtarıyor. eğer çekilen acı, altından kalkılamayacak kadar ağır değilse okumak, acının açtığı yaraları da iyileştiriyor. tatsız düşüncelerden kurtulmak için tek yapmam gereken kitaplara başvurmak.

kederlerin en tatsızı insanın kendini hor görmesidir.


bir adam bütün dünyanın gözünde bir dahi olabilir; yine de karısı, uşağı onda olağanüstü bir yan göremez. çok az insan ailesi tarafından olağanüstü biri diye nitelenmiştir.

nazlı bir hava, birini kırma korkusu, dostluğa rahat nefes aldırmaz.

insanın doğuşunu görmekten herkes kaçar; ama ölümünü görmeye koşa koşa gideriz. insanı öldürmek için gün ışığında, geniş meydanlar ararız; ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz.

hiçbir kazanç başkasına zarar vermeden sağlanamaz.

yaşamımızı ölüm kaygısıyla, ölümümüzü de yaşama kaygısıyla bulandırıyoruz.

imparatorlarla kunduracıların ruhları aynı kalıptan çıkmadır. kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar.

insanın kendini anlatmasından daha zor ve daha yararlı hiçbir şey yoktur.

delilik, özgür bir kafanın yiğitçe çıkışları, yüce ve görülmedik bir erdemin ortaya attıklarıyla çok yakın kapı komşusudur.

insanın en kötü hali kendini bilmez ve yönetmez olduğu zamandır.

perhizle, reçetelerle, disiplinle yaşamaktan daha ahmakça, daha hımbılca bir yaşama yolu olamaz.

derler ki, uzun süren hayat, hayatların en iyisi değildir; uzun sürmeyen ölümse ölümlerin en iyisidir.

bir aileyi idare etmek bir devleti idare etmekten hiç de daha kolay değildir.

kralların şaştığım tarafı, hayranlarının bu kadar bol olmasıdır. her şeyimizi emirlerine verelim; ama düşüncemiz bize kalsın. önlerinde bükülen, dizlerimiz olsun; aklımız değil.

her insanda, insanlığın bütün halleri vardır.

sabahattin eyüboğlu: denemeler'i okuyan şu iki dersi almamazlık edemez: doğanın istediği gibi düşün ve yaşa; hiçbir kitabın, hiçbir dogmanın kölesi olma.