23.9.10

zamanın kısa tarihi #4

stephen hawking

1965'te penzias ve wilson son derece duyarlı bir mikrodalga dedektörünü denediler. mikrodalgalar ışık gibidir ama frekansı çok daha düşüktür. dedektörün algıladığı mikrodalga ışıması belirli bir yönden gelmiyordu; zamandan ve doğrultudan hiç etkilenmiyordu, her doğrultuda ve bütün bir yıl boyunca aynıydı. ışıma dünya'nın kendi ekseni etrafında ve güneş'in çevresinde dönmesinden etkilenmiyordu. bu da mikrodalga ışımasının güneş sisteminin ve hatta yıldız kümemizin dışından geldiğini göstermekteydi. bütün evreni kat ederek bize ulaşan bu ışıma her yönde aynı olduğu için, evren de her yönde ama büyük ölçekte, aynı olmalıydı. böylece friedmann'ın öngörüsü kanıtlanmış oldu.

aynı yıllarda dicke ve peeblesgamow'un ilk evrenin akkor parlaklığında, çok sıcak ve yoğun olduğu savı üzerinde çalışıyorlardı. dicke ve peebles'ın tezine göre ilk evrenin bu kızartısını hala görebilmemiz gerekirdi; çünkü bu ışık evrenin çok uzak köşelerinden bize ancak erişiyor olmalıydı. ancak bu ışık, evrenin genişlemesi nedeniyle kırmızıya o denli kaymış olmalıydı ki şimdi biz onu mikrodalga olarak algılamalıydık. dicke ve peebles tam bu ışımayı aramaya hazırlanırken penzias ve wilson onların bu çabasını duyup aranan şeyi zaten bulmuş olduklarını fark ettiler. 1978 nobel fizik ödülü de penzias ve wilson'a verildi.

1969'da wheeler, ilk kez kara delik terimini ortaya attı. ardından michell, yeterince kütlesi olan yoğun bir yıldızın, ışığın ondan kaçamayacağı şiddette bir çekim alanı olacağına işaret etti. yıldızın yüzeyinden çıkacak herhangi bir ışık, daha pek uzaklaşamadan yıldızın kütlesel çekimiyle geri dönecekti. michell, bu türden çok sayıda yıldız olabileceğini öne sürdü. ışıkları bize ulaşamayacağından onları göremesek de kütlesel çekimlerini algılayabilecektik.

1970'te hawking ve penrose, genel göreliliğin doğruluğu ve büyük patlama -big bang- tekilliğinin gerçekleşmiş olması gerektiğini matematiksel bir teoremle ortaya koydu. bu tez birçok karşı çıkışa rağmen sonunda yaygın kabul gördü ve bugün hemen herkes evrenin büyük patlamayla başladığını varsayıyor. ancak hawking daha sonra düşüncelerini değiştirdi ve artık fizikçileri, evrenin başlangıcında bir tekillik olmadığına inandırmaya çalışıyor. ona göre tanecik etkileri hesaba katıldığında bu tekillik yok olmaktadır.

1965 ve 1970'te hawking ve penrose, genel görelilik kuramına göre kara deliğin içinde sonsuz yoğunlukta bir tekillik ve uzay-zaman eğriliği olması gerektiğini ortaya koydu. bu, zamanın başlangıcındaki büyük patlamaya benzer. bu tekillikte bilim yasaları ve geleceği kestirebilme olanağı ortadan kalkacaktır.

1967'de israel, dönmeden duran kara deliklerin genel görelilik kuramına göre çok basit yapıda olmaları gerektiğini gösterdi. kara delik, çapı kütlesine bağlı olan tam bir küre biçimindeydi ve kütlesi eşit olan herhangi iki kara delik birbirinin tıpatıp aynı olmalıydı.

1967'de bell, gökyüzünde düzenli radyo dalgası darbeleri yayınlayan nesneler olduğunu ortaya koyunca kara deliklerin varlığı ile ilgili yeni umutlar uyandı. pulsar adı verilen bu nesneler, manyetik alanları ve kendilerini çevreleyen maddeler arasındaki karmaşık etkileşimden dolayı radyo dalgası darbeleri yayınlayan döner nötron yıldızlarıydı.

bilim tarihi tümüyle olayların keyfi bir tarzda oluşmayıp tanrısal olsun veya olmasın belli bir kurulu düzeni yansıttığının yavaş yavaş farkına varılmasıdır.