20.9.10

sevgili arsız ölüm

latife tekin

ölümü aratma kafir gelirim
kuş olur uçarım geri gelirim
bütün sırlarını ele veririm

atiye'nin başına dikildiği bir zamanda dirmit'e durup dururken bir ilham geldi. dirmit annesi başında söylenirken birdenbire ilk şiirini yazdı. söz yerine, kağıda gözyaşı dizdi. kağıdı alıp aralığa çıktı. merdiveni kurup dama tırmandı. kiremitlerin başına oturdu. birbirine yaslanmış tahta evlerin damlarına, bacalarına, bulutlara, denize ilk şiirini okudu. burnunu kazağının koluna sile sile şiirini katlayıp koynuna koydu. damdan bir umutla indi. ilk şiirinden daha güzel şiirler yazmaya karar verdi. sessizce geçip dikiş makinesinin başına oturdu. önüne boş bir kağıt koydu. dudaklarını dişlerinin arasına alıp düşünmeye başladı.

dirmit o günden sonra hep sözcüklerden bir yorgana sarındı. sözcüklerden bir yatağın üstünde uyudu. sözcüklerden yapılma bir sandalyenin üstünde oturdu. atiye günleri sayılı binlerce sözcük oldu. huvat sözcük dolu şişelere baktı. nuğber sözcük bekledi. zekiye sözcük ağladı. seyit bembeyaz takma sözcükten dişleriyle güldü. mahmut dilini dişlerinin ardına dayayıp sözcük çaldı. halit sözcükleri duvarlara vurdu. dirmit ne yana bakacağını, hangi birini yazacağını şaşırdı. o şaşkın şaşkın dolanıp gezinirken bulutlardan sözcük yağdı. musluklardan sözcük aktı. akan sözcük, yağan sözcük, bakan sözcük, susup oturan sözcük, ağız üstü divana kapaklanan sözcük dirmit'in kafasının içinde bir toplu kargaşaya dönüştü. ama bir türlü şiire dönüşemedi. dirmit günlerce onca sözcükten ne kadar uğraştıysa bir ikinci şiir yazamadı. hırsından deliye döndü. kendine cezalar verdi. kendine şiir yazmadan uyumayı, yemek yemeyi, su içmeyi, gülmeyi yasakladı. yasaklara ağlamayı, konuşmayı, helaya gitmeyi kattı. bir kendini boş kağıdın başına zincirle bağlamadığı kaldı. ama yasakları artırdıkça daha beter odlu. kafasının içinde sözcükler tepinmeye, çırpınmaya başladı. her biri iğne olup beynine saplandı. yasakları dirmit'e acı verdi. şiir vermedi.

dirmit onca yasakla da şiir yazamayınca bu defa kendini yarışa soktu. bir zaman güneşle yarıştı. güneş doğar doğmaz kağıdı önüne koydu. güneş batmadan şiir yazması için kendine emirler savurdu. güneş dönüp battı. dirmit bir öfkeyle boş kağıdı yırttı. güneşe yenildi. ayla yarışa kalktı. ay, şiir olmadan soldu. sonunda dirmit şiir yazmanın bir yolunu buldu. sözcükleri tek tek kafasının içinden alıp yüreğine koydu. yüreği "güp! güp!" attıran sözcüğü hemen kağıda yazdı. yüreğini attırmayan sözcüğü yüreğinden çekip aldı. dirmit o günden sonra yüreğine kul köle oldu. yüreği ne yap dediyse onu yaptı, yüreği nereye git dediyse oraya gitti, yüreği ne dediyse onu dedi. yüreği kafasıyla zıtlaştıysa o da zıtlaştı. yüreği taştıysa o da taştı. yüreği çırpındıysa o da çırpındı. yüreğiyle birlik oldu. dersi defteri boşladı. yüreğine sözcük koydu, yüreğinden sözcük aldı. cinci memet ben doğmadan bana çentik koydu demedi, annem tespih elinde arkam sıra dolanıyor demedi, şiir üstüne şiir yazdı. koca bir defterin yapraklarının önünü arkasını şiirle doldurdu. atiye'den defteri köşe bucak kaçırdı. defteri damlara bacalara çıkardı. atiye'de uyku düzeni bırakmadı.

atiye akan suların "hıp!" diye duracağını; ama gücü kuvveti yerinde olan erkeğin durmayacağını bildiğinden, oğlunun elbet bir gün zekiye'nin koynuna gireceğine inanıyordu.