12.9.10

malina

ingeborg bachmann

insanın gerçek ölümü, hastalıklardan değildir; insanın insana yaptıklarındandır.

ruhun güzel yarınıdır, o hiçbir zaman gelmeyen.

yeni bir dil olmadan yeni bir dünya olmaz.

savaş üzerine herkes bir şeyler yazabilir ve savaş her zaman korkunçtur. ama barış üzerine bir şeyler yazmak, yani bizim barış dediğimiz şey üzerine; çünkü bu, gerçekte savaştır. gerçek savaş, her zaman adı barış olan savaşın patlamasıyla doğar.

ün denen şeyin kanatları temiz değildir.

insanlık tüm tabulardan kesin olarak kurtulduktan sonra, erginliğini mutlak anlamda yitirmek gibi bir aşağılanmayı da yaşayacak.

tarih öğretir; ama öğrencileri yoktur.

dil, ceza demektir. her şey dile geçmek zorundadır ve her şey, suçuna ve bu suçun kapsamına göre, yine dil içerisinde yitip gitmek zorundadır.

eğer birisi, bir başkası için her şeyse, o zaman tek bir kişilikte pek çok kişiliği barındırabilir.

insanlar o kadar çok değişmezler. sonsuz, tasarımlanamayan, gerekçelendirilemeyen, derin bir karanlığa gömülü her şey onları heyecanlandırır, ormanda ya da uzayda, kendi gizleriyle birlikte bir gizin içerisinde dolanır dururlar.

ikinci dünya savaşı'nı izlemiş olan "savaş sonrası" dönemi, belki ilkinden de korkunç olan bir savaşın yaşandığı dönemdir. bu savaş artık cephelerde, dış dünyada değil; ama insanların iç dünyasındadır; en büyük hedef, insanları iç dünyalarında yıkmaktır. bu yıkım ve cinayetler, artık tarihin belli dönemlerinde değil, günlük yaşamımızda yer alır. insanın insanı manevi açıdan, sevgisizliklerle, her türlü yaralamalarla öldürüşü, gerçek cinayetleri oluşturur; boyutları daha geniş olan sonraki tüm cinayetlerin, büyük kıyımların temeli, bu günlük cinayetlerde aranmalıdır.