27.9.10

çevirmen

melih cevdet anday

charles seignobos'tan dilimize çevrilen "avrupa milletlerinin tarihi" adlı kitabı okuyordum; daha başlarda, avrupa ülkesini anlatırken tarihçinin "en eskiden medenileşmiş olan güneydoğu yarımadası ise, türk hakimiyeti altında, avrupa'nın en geri memleketi haline geldi." diye bir tümcesi var. kitabı dilimize çeviren, o tümceden sonra not düşmüş: "yazarın kendi görüşünü belirten bu yargıları buraya olduğu gibi aldık. fakat türklerin her gittikleri yere medeniyet götürmüş oldukları da yine birçok batılı tarihçiler tarafından kabul edilmiş bir gerçektir." diyor.

önce şunu söyleyeyim, charles seignobos'un sözünden çok, çevirenin yaptığı o açıklama duraksattı beni; giderek o açıklamayı, tarihçinin türkler üstüne olan yargısından daha ağır buldum kendimiz için. neden diye sorarsanız, o açıklama, toplumumuzun batı karşısındaki aşağılık duygusunu yankılamakla kalmıyor, o duyguyu besliyor, sürdürüyordu. birlikte inceleyelim:

ilk önce şu: "yazarın kendi görüşünü belirten bu yargıları buraya olduğu gibi aldık." ne demektir "yazarın kendi görüşü?" bu sözle charles seignobos'un türkler üstüne olan yargısında nesnellikten uzaklaştığı, öznelliğe düştüğü, bu bakımdan da bilime aykırı davrandığı söylenmek isteniyorsa, bu durum karşısında böyle duygulu bir tutumla değil, o tarihçide eksikliği gösterilmek istenen şeye karşı nesnel bir yöntemle davranılır; kitabın başka uluslarla da ilgili yanlışlıkları üzerinde durulur. başka bir deyişle, önemli olan, bir yargının bizim hoşumuza gidip gitmemesi değil, doğru olup olmamasıdır.

çevirmen*, "bu yargıları olduğu gibi aldık" diyor. ya ne yapacaktı? çevrilen kitap, dünyaca tanınmış, bilimsel bir tarih yapıtıdır. onun işimize gelmeyen, beğenmediğimiz yerlerini atmak elimizde midir bizim? türkler, dünya yazarlarının, kendileri üstüne yazdıklarını bilmesinler mi? bilirlerse, "maneviyatları" mı sarsılır? bir düşünün, bütün avrupalı uluslar, beğenmedikleri tümcelerini çıkarıp atsalar, ortada bu kitaptan ne kalırdı? başka bir deyişle bir kitabın "herkesçe okunmak" diye anlatabileceğimiz özelliğinden bu kitap yoksun kalmaz mıydı?

gelelim ikinci tümceye: "fakat türklerin her gittikleri yere medeniyet götürmüş oldukları da yine birçok batılı tarihçiler tarafından kabul edilmiş bir gerçektir." anlaşılan, çevirmen, "inanmayın charles seignobos'a, inanıp da üzülmeyin; doğru değil onun yazdıkları" demek istiyor okurlarına. bizi öven, her gittiğimiz yere uygarlık götürdüğümüzü söyleyen başka tarihçiler de bulunduğunu söyleyerek yüreğimize su serpiyor, umutsuzluğa düşmemizi önlemek istiyor. ama ne hakkı var bunu yapmaya? bırakın bizi tarihçi ile karşı karşıya; bu kitabı da, başkalarını da okuyarak, kıyaslamalar yaparak biz kendimiz birtakım gerçeklere varalım. bizim, bu sözleri çevirdiği için ona çatmaya hakkımız olmadığı gibi, onun da bizi, ancak övülerek ve övünerek ilerleyebileceğimize inanmış saymaya hakkı yoktur.

son aylarda çıkan bir başka çeviride, andre siegfried'in "milletlerin karakterleri" adlı kitabında da buna benzer bir not gördüm. yazar, incelemesinin bir yerinde, "son olarak, mongol aslından olan türkleri anmak yerinde olur. aslında bunlar, kültürleri bakımından da, kökleri bakımından da akdenizli değillerdir. ama bu denizin kıyılarına kadar inerek, yabancı kalmakla beraber, orasını geniş ölçüde egemenlikleri altına almışlardır. kara adamları olan türkler, bu denizin bahri havasının dışında kalmışlar ve buraya tamamen askeri ve politik bakımdan getirdikleri şeyler, kısır olarak kalmıştır." diyor. çeviren gene bir not düşmüş: "bu son paragraftaki görüşler metinde aynendir ve yazarın kendi özel görüşüdür."

çevirmenlerimizin neden bu denli titiz davrandıklarını anlamıyor değilim; toplumdan korkuyorlar, bütün dünyanın bize hayran olduğuna yıllardan beri inandırılmış olan toplumumuzun, bu türlü yergilerle karşılaşınca, çevirmenlerin iyi niyetinden kuşkuya düşebileceğini gözönüne alıyorlar da bu yüzden "yemin ederim ben uydurmadım, aslında var bu sözler; ama sen üzülme, biz gene de büyük, erişilmez, herkesin hayran olduğu bir toplumuz, bu adam yanılmış, boşver ona!" diyerek okuru yatıştırmak yolunu tutuyorlar.

* samih tiryakioğlu