15.8.10

watchmen

zack snyder

bütün dünya uçurumun kenarında cehenneme doğru bakıyor.

ön yargılı gazetecilik, her zaman daha fazla dergi sattırır.

artık 67 yaşındayım. her geçen gün gelecek biraz daha karanlıklaşıyor. ama geçmiş öyle mi? en berbat anları bile giderek daha da aydınlanıyor.

bu dünyanın adaleti yoktur, tatlım. iyi veya kötü biri de olsan başına iyi şeyler de gelir, kötü şeyler de.

şiddet dolu hayatlar şiddetle sona eriyor.

vahşilik insanoğlunun doğasında var. saklamak için ne kadar maske taksanız da bir önemi yok. insanoğlunun vahşi doğasının dünyayı küresel yıkıma sürükleyeceği kaçınılmaz.

onunla yaşamanın nasıl bir şey olduğunu bilemezsin. eşyalara sanki ne olduklarını hatırlamıyormuş gibi bakar. gerçek dünya onun için sisin içinde yürümek gibidir. insanlar da birer gölge. sisin içindeki gölgeler.

bir fıkra duymuştum. bir adam doktora gider ve bunalımda olduğunu söyler. "hayat sert ve acımasız." der. tehditkar bir dünyada kendisini yalnız hissettiğini söyler. doktor "tedavi basit." der. "büyük palyaço pagliacci şehre geldi." "git onu izle. moralin düzelir." adam gözyaşlarına boğulur. "ama doktor." der. "pagliacci benim."

dünyadan ve bu insanlardan sıkıldım. hayatlarının düğümlerine sıkışmaktan bıktım. cennetin kendileri için yapıldığına inanırlar. ama o cennet şimdiden korkuyla doldu bile.

bana göre, yaşamın var oluşu fazlasıyla abartılmış bir olay. etrafına bir bak. mars, tek bir mikro organizması olmadan bile gayet güzel idare ediyor. burada kutupları etrafında 10.000 yıllık dalgalar halinde akıp kayan toz ve rüzgarın sürekli değiştirdiği bir coğrafya var. söyle o zaman, bir petrol boru hattının buraya ne faydası olurdu? ya da alışveriş merkezinin? mucizeler tanımları itibariyle anlamsızdır. bir şey olacaksa, olur. hayatı, kendi koşulları içinde görmediğimden şikayet ediyorsun. ama olayları benim açımdan görmeyi de reddediyorsun. korktuğunda susuyorsun.

hayatım koca bir şakadan ibaretmiş meğer.

bence hayatın bir şaka değil. mizah anlayışını benimsemediğim için kusura bakma. yanıldığımı kabul edersem gülümser misin? mucizeler konusunda. astronomik imkansızlıklara dayalı olayların gerçekleşmesi oksijenin altına dönüşmesi gibidir. böyle bir olaya şahit olmak için can atıyordum. ama yine de insanların çiftleşmesini bir yaşam yaratmak için milyonlarca hücrenin yarışmasını, bunun nesiller, nesiller boyu sürmesini, ta ki annenin nefret ettiği edward blake'i, komedyen'i sevmesi sonucu bu çelişkili ve akıl sır ermez ihtimallerden senin çıkma olasılığını ihmal ettim. bir tek sen. meydana sen geldin. bütün o karmaşanın içinden böyle nadir bir bünyeyi elde etmek havayı altına çevirmekten farksızdır. bir mucizedir. yani ben yanıldım. şimdi sil gözyaşlarını da eve gidelim.

dünyanın en zeki adamı olduğum söylenir ama işin aslı kimseyle düzgün bir ilişki kuramadığım için kendimi hep aptal gibi hissettim. yaşayanlarla ilişki kurmaktan bahsediyorum tabii. kendime çok yakın hissettiğim tek kişi isa'dan 300 yıl önce öldü. makedonyalı iskender ya da bilinen adıyla büyük iskender.

seni sevmedim. zenginsin. adına acıma dediğin liberal hislere sahipsin. suçluyu korumaya ve anlamaya çalışıyorsun. bu kokuşmuş topluluğun adına rehabilitasyon dedikleri şey uzlaşmaya çalışmaktan başka bir şey değil.

hayatımı uzlaşmadan yaşadım. hiç şikayet etmeden ve pişmanlık duymadan elimi taşın altına koydum. asla uzlaşmam.

hayat, insanı garip yerlere götürür. garip şeyler yaptırır. bazen olanları anlatamazsın.

hiçbir şey sona ermez. hiçbir şey asla sona ermez.