29.8.10

mahkeme

tolstoy

mahkemeler, sınıf çıkarlarının korunması, bir sınıfın çıkarına olan yürürlükteki düzenin devamını sağlamak için kurulmuş bir yönetim silahıdır. mahkemelerin tek amacı toplumun bugünkü durumunu sürdürmesini sağlamaktır. bunun için, toplumdan önde olan, onu yükseltmek isteyen siyasi suçlular dediğiniz insanları olduğu gibi, ondan geride olan, suç işleyebilir diye nitelendirilen insanları da cezalandırır. sağduyuyla uzlaşmaması bir yana, öylesine budalacadır ki, ruhsal yönden sağlıklı insanların ceza mahkemeleri denilen bu anlamsız, insan yaradılışına aykırı alanda nasıl çalıştıklarını anlamak güçtür.

mahkemeler, yönetim organları özgür insanlar arasından en sinirli, heyecanlı, ateşli, yetenekli, güçlü, ötekilerden daha az kurnaz ve sakıngan olanlarını ayırıyorlardı. oysa bu insanlar hiç de ötekilerden suçlu ya da toplum için zararlı değildiler. cezaevlerine, menzillere kapatıyorlardı onları. aylarca, yıllarca bomboş, ekmek elden su gölden tutuyorlardı onları orada. doğadan, ailelerinden, emekten uzak, yani insanca yaşayışın doğal, ruhsal tüm koşullarının dışında. sonra bu insanlar buralarda gereksiz küçümsemelerle karşı karşıya bırakılıyorlardı: zincire vuruluyorlardı, saçları kesiliyordu, yüz kızartıcı giysiler giydiriyorlardı onlara. insanı iyiye götüren güçlerden yoksun bırakıyorlardı onları. en aşağılık ahlaksızlığın, utanmazlığın içine atılıyorlardı. ayrıca, sürekli tehlikeyle -güneş çarpması, suda boğulma, yangın gibi seyrek görülenler dışındaki tehlikelerdi asıl önemli olanlar- evet, sürekli tehlikeyle karşı karşıya bulunmanın, kapatıldıkları yerlerdeki bulaşıcı hastalıkların, bitkin düşmenin, dayağın verdiği, en iyi bir insanı bile kendini koruma içgüdüsüyle başkalarını en canavarca, ahlaksızca şeyleri yapmakla suçlamaya iten bir ruhsal duruma sokuluyordu bu insanlar. yaşamın alabildiğine bozduğu, ahlaksızlaştırdığı katillerle, kötülerle bir arada yaşamak zorunda bırakılıyorlardı. o güne dek ahlaksızlaşmayanlar, böylece mayalanıyorlar, istenilen kıvama getiriliyorlardı. bu insanlara en inandırıcı yollarla, -kendilerine, çocuklarına, karılarına, yaşlı ana babalarına işkence ederek, onları döverek, kırbaçlayarak; bir kaçağı ölü ya da diri yakalayana armağanlar vererek; karı kocayı birbirinden ayırıp onları başkalarının karılarıyla, kocalarıyla yaşamaya zorlayarak; kurşuna dizerek, asarak- bu en inandırıcı yollarda, devletin her çeşit zor kullanmayı, zorbalığı, canavarlığı -bu onun yararınaysa- yasaklamak şöyle dursun, buna izin bile verdiği, özellikle özgürlüğü elinden alınmış yoksul, zayıf insanlara bunların yapılmasını hoş gördüğü düşüncesi aşılanıyordu.

başka hiçbir koşulda erişilemeyecek bu en düşük ahlaksızlığı elde etmek, sonra bu ahlaksızlığı halk arasında yaygınlaştırmak için sanki mahsus düşünülmüştür bu kuruluşlar. "elden geldiğince çok insan en iyi, en güvenilir biçimde nasıl soysuzlaştırılır?" görevi verilmiştir sanki onlara. her yıl yüz binlerce insan ahlaksızlığın doruğuna vardırılıyor. bütünüyle ahlaksızlaştıktan sonra cezaevlerinde edindikleri ahlaksızlığı halkın arasına yaymaları için serbest bırakılıyor.