13.8.10

lades

cevdet kudret

ibrahim'in evine, çevresi tahta perde ile çevrilmiş küçük bir bahçeden geçildikten sonra girilirdi. kapıdan girer girmez göze ilk çarpan şey, geniş bir sofadır. ibrahim uzun kuşağını işte bu sofada beline sarardı. yemek orada yenir, misafir orada kabul edilirdi. ibrahim kime ne verecekse orada verir, neye kızacak ya da sevinecekse orada kızar ya da sevinirdi.

karşıda ortasından bir duvarla bölünmüş geniş bir bodrum katı, bunun üstünde yan yana iki oda vardı. odalardan sofaya, sağlı sollu iki ayrı merdivenle inilirdi. dipte, bodrum katına giden beş altı basamaklı başka bir merdiven daha vardı.

bodrum katı, ortasından bir duvarla bölünerek 2 bölüme ayrılmıştır. sağdaki bölüm kiler işini görmektedir; soldaki bölüm odunluktur. buralara, yan yana duran 2 ayrı kapıdan girilir.

ibrahim'e göre evin en önemli yeri, bu iki kapıdan sağdakidir. ibrahim onun anahtarını hep yanında taşır. bu çok önemli kapı sabahtan sabaha erzak çıkarmak için ibrahim'in eliyle açılır, sonra gene kilitlenir, anahtarı gene ibrahim'in kuşağı arasına girerdi.

insanlar, yağsız, etsiz, şekersiz vb. yaşamaya başladıkları zaman, ihtiyar adamın kuşağı arasındaki anahtar daha büyük bir önem kazanmıştı. ibrahim şimdi bir hasis değil, hasisten daha ileri bir şeydi. yokluk içinde başlayan hayatını gene yokluk içinde bitirmemek için, eline geçen her türlü yiyeceği kilerine saklıyor, oradan pek az şey çıkarıyordu.

süleyman'la ayşe geldikten sonra, karısı:

"efendi" dedi, "şimdi 4 kişiyiz."

"ben de öyle hesaplamıştım."

"ama sen gene 2 kişilik erzak veriyorsun."

"2 kişiliği ortasından bölünce 4 kişilik eder."

yemek masada yenmezdi. yere bir sofra bezi serilir, üstüne bir hamur açma tahtası konur, ev halkı bu yer sofrasının çevresinde bağdaş kurar, herkesin altına birer minder.. o kadar!

4 kaşık, 4 dilim ekmek, 1 kap yemek. herkes aynı kap içinden yerdi. sahana ilkin ibrahim elini uzatır, ondan sonra ötekiler.

ibrahim hem kendi lokmasını çiğnemek hem de ötekilerin lokma sayısını denkleştirmek zorundaydı. bir kişi bile bir lokma fazla alacağı zaman:

"sen dur!" derdi. sonra, herhangi bir toplantıda hatiplere sırasıyla söz veren bir başkan gibi, başka birisine işaret ederdi:

"sıra sende!"

ve sıra sahibi sahana elini uzatırdı.

sabahları ortaya 12 zeytin konurdu. sadece 12 zeytin ve yarımşar dilim ekmek.

adam başına 3 zeytin düşerdi. bunları yarımşar yarımşar yemek zorunluluğu vardı. böylelikle 3=6 ederdi. eh, 6 lokma da insana sabah kahvaltısı için yeterdi. süleyman bir gün çocukluk edip ikinci zeytini bütün olarak ağzına attığı için ibrahim o kadar kızdı ki, bağırdı, gözlerini açtı, yumruklarını sıktı ve ceza olarak, çocuğa üçüncü zeytini yedirmedi.

kuşağının arasından bir anahtar çıkardı, kiler kapısını açtı, geri kalan o tek zeytini büyük bir özenle götürdü, gene kilere koydu. artık kızgınlığı geçmişti; çünkü o gün için hiç yoktan bir zeytin kazanmıştı. bu fena olmamıştı. ibrahim artık sofrada hiç ses çıkarmamaya, önceden tembih etmemeye başladı. şimdi herkesin doğru hareket etmesini değil, tersine, yanlış hareket etmesini istiyor, atılmaya hazır bir halde bekliyordu. fakat o günden sonra evde hiçkimse yanılıp da bir daha öyle bir suç işlemedi; hatta süleyman bile.

o zaman ihtiyar adam başka bir şey yaptı.

bir gün süleyman'la "lades" tutuştu. yenilen, 1 hafta zeytin yemeyecekti. ertesi sabah ibrahim, daha kahvaltıya başlamadan, kuşağının arasından bir elma çıkardı. büyük, parlak, kıpkırmızı bir elma. süleyman, kısacık ömründe daha bu kadar kırmızı ve parlak bir elma görmemişti. "dedeciğim! dedeciğim!" diye el çırpmaya başladı.

"bunu kime vereyim?"

"bana ver dedeciğim! bana ver dedeciğim!"

"al bakalım!"

süleyman ellerini uzattı. dede bağırdı:

"lades!"

elma yere düştü. ibrahim onu gene kuşağının arasına soktu ve zeytinleri aldı, az önce kilitlediği kileri açmak için uzaklaştı. merdivenlerden inerken düşünüyordu: "günde 3 zeytin, 7 günde, 3 kere 7 yirmi bir; hiç de fena değil!"