14.8.10

akdeniz

panait istrati

her servet haset yaratır, iştah uyandırır. insanın hiçbir şeyi olmamalı. o zaman dünyaya sahip demektir.

insanın namuslu değilken ve olamayacak durumdayken namuslu görünmeye çalışması kadar iğrenç namussuzluk yoktur. oysa karınızdan, çocuğunuzdan, babanızdan, dostunuzdan başlamak koşuluyla herkes kendini namuslu gösterir ve hiçbiri değildir. çünkü, her biri sizi şu ya da bu şekilde aldatmaya çalışır; yaşamak isteyen için bundan başka çare yoktur. aldatmak şarttır. gerçek namusluluk için tek yol, namussuzluğu açıkça yapmaktır. dünya ne zaman sahte namusluluk yüzünden hasta olduğunu kabul ederse, o zaman daha iyi bir hale gelecek.

insanın bir gün bugünkünden daha iyi olacağını sanmakla delilik ediyoruz. hayır, hiçbir zaman daha iyi olamayacaktır. çünkü ruhu yok. yalnız midesi ve cinselliği var. biraz da zekası varsa da ruh bu değil.

başkalarının ıstırabı karşısında insan yüreği bu kadar duygusuz kalırsa, her şey boşunadır. varsayımlar hiçbir şeyi değiştiremeyecek. bunlar dünyaya yalnızca bir sözde adalet getirecekler; yoksa adaletin kendisini değil. merhametle birlikte, adaleti insanlar arasında egemen kılacak yalnız dinler vardı. oysa dinler iflas etmiştir. ve ölüler bir daha dirilmez.

asıl kötülük, insanın ölçüsüz gururudur; bir hakaretin boşluğunu anlayarak buna aldırmamak konusunda elimizden bir şey gelmemesidir.

ah! küçük bir refaha sahip olanlar için, tatlı ıstıraplarından başka kendilerini anlayacak kimseleri ve gökyüzünden başka ısınacak şeyleri olmayan adamın acılı hayatını alaya almak ve hatta bazen şiddetle eleştirmek ne kolaydır!

manevi değerler basamaklarından inerken görürüz ki, en küçük bağımsızlık, kutsal sayılan şeylere karşı en küçük bir dayanışma hevesi, toplumun sizi kuşkulu sanması ve asla kendisine karşı gelmemesini, asla ona itiraz etmemesini bilenlere ayırdığı mevkilere götüren yolları size kapaması için yeterlidir.

"hiç eksiğiniz yokken erdemli olmak ne kolaydır!"

allahım, dostluktan yoksun olana hayat ne çekilmez şey! bir dostluk, isterse en sıradanı olsun! talih bizi birçok dost sevgisine eriştirince nankörlük ederiz, gururumuzun gereklerini keşfedemeyen sevgi dolu yüreği yaralamak için elimizden geleni yaparız. ama talih bir an için bizden yüz çevirip bizi özseverliğimize terk etmeyegörsün, hemen, tüm sevdiklerini alıp götüren bir felaketin ertesinde harabeler arasında başıboş dolaşan öksüzler gibi sefil ve perişan kalırız. eksiksiz hepimiz böyleyiz. bizi yaşatan kendimiz için beslediğimiz değil, başkalarına, hatta nefret ettiğimiz insanlara karşı duyduğumuz sevgidir.

aktörler, dönemlerinin bir özeti, bir özüdürler.

rahatına düşkün olan doğulu erken yatar, sabah erken kalkar; ama gündüzleri genellikle duyarlılığını her doğrultuda cömertçe harcar; bu nedenle sabahları yataktan uykulu kalkar ve zihnini harekete getirmek için gayret sarfetmesi gerekir. türk’ün, arap’ın, rum’un daha şafakta bütün o uyarıcıların, o nargilelerin, sade kahvelerin gereksinimini duyması bu nedenledir. kızıl sultan'ın idam hükümlerini sabahları bakmadan imzaladığını, akşamları ise itirazlarda bulunduğunu söylerler.

dünya ve yaşam, onları hissetme gücünün kaplayamayacağı derecede büyük değildir.

her istediğimiz adamla dost olamayışımız ne yazık! ne ender dostluklar, anlaşmak için yaratılmış ne zekalar, hayatın kör yollarında bir an için ve bir tek kez karşılaşmaya, sonra sonsuza dek birbirinden uzaklaşarak yapayalnız dolaşmaya mahkumdurlar; çünkü bir boyacı, bir tenekeciye yaklaştığı gibi bir kaptana teklifsizce sokulamaz.

insanlar hemen daima hiçbir şey söylememek için konuşurlar.