17.6.10

zamanın kısa tarihi #1

stephen hawking

bilimin nihai amacı, tüm evreni açıklayan tek bir kuram ortaya koymaktır.

aristo, dünya'nın durağan olduğunu; güneş'in, ay'ın, gezegenlerin ve yıldızların da onun etrafında dairesel devinimlerde bulunduğunu sanıyordu. bu düşünce ikinci yüzyılda ptolemy tarafından geliştirilerek kapsamlı bir gökbilimsel model içine oturtuldu.

1514'te copernicus yeni bir model geliştirdi. buna göre güneş merkezde durağan olmak üzere, dünya ve gezegenler onun çevresinde dairesel yörüngelerde dönmekteydiler.

1609'da galileo, yaptığı gözlemlerle her şeyin dünya'nın çevresinde dönmediğini ortaya koydu. bu arada kepler gezegenlerin dairesel değil elips biçiminde yörüngeler izlediklerini öne sürdü.

1676'da roemer, jupiter'in uydularının hareketlerini gözlemleyerek ışığın sonlu ama büyük bir hızla gittiğini ilk defa ortaya koydu.

1687'de newton, evrendeki her cismin, öteki her cisimce, cisimlerin kütleleri ve yakınlıklarıyla orantılı bir kuvvetle çekildiğine ilişkin evrensel bir çekim yasası öne sürdü. böylece kütlesel çekimin, ay'ın dünya'nın çevresinde eliptik yörüngelerde dönmesine neden olduğunu gösterdi.

18. yüzyılın sonlarında herschel, sayısız yıldızın konumlarını ve bize olan uzaklıklarını katalogladı. güneş'e en yakın yıldız olan proxima centauri, ona dört ışık yılı uzaklıktadır. dünya'ya en yakın yıldız olan güneş ise sadece sekiz ışık dakikası uzaklıktadır. 

19. yüzyılın başında laplace, bilimsel kuramların, özellikle newton'ın çekim yasasının başarısının etkisiyle, evrenin tümüyle belirlenir olduğu savını ortaya attı. öyle bir bilimsel yasalar takımı olmalıydı ki, yalnızca bir an için evrenin tümünün durumunu bilirsek evrende olup bitecek her şeyi hesaplayabilirdik.

1803'te dalton, kimyasal bileşiklerin her zaman belli oranlarda gerçekleşmesinin, atomların molekül denen birimleri oluşturmak üzere bir araya gelmesiyle açıklanabileceğine işaret etti. einstein da 1905'te, sıvılardaki küçük toz parçacıklarının brown devinimi olarak bilinen düzensiz ve gelişigüzel hareketlerinin, sıvı moleküllerinin toz parçacıkları ile çarpışmasından doğabileceğini belirtecekti.