14.6.10

yazmak doludizgin

orhan kemal

gerçek olan öğrenmektir. nereden, nasıl öğrenirsen öğren. nereden, nasıl öğrendiğin, diploman; hatta neler bildiğin de önemli değil. ne yaptığın önemlidir.

sünnet, düğün, bayramlar; insanları, pek öyle fazla gayeleri olmayan, sadece şöyle bir yaşayan "küçük insanlar"ı iyice oyalıyor. düğün, bayramlar yahut sünnet hazırlıkları hayatlarına renk, heyecan katan vesileler oluyor. yoksa sıkıntıdan, yeknesaklıktan patlarlardı. hoş, bunlar olmadan bile pekala "mesele" buluyorlar kendilerine: dedikodu!

borç, borç, borç. belki fazla değil ama beni çok üzüyor. kitaplarımı satınca öderim belki. kitapçılar da çok isteksiz. zaten remzi'den başka istekli de yok. şaşılacak şey. güya tanınmış, sevilen, aranan imzayım. yazarla okuyucu arasında o kadar çok "lüzumsuz"lar var ki. yazarın sırtına binmiş hepsi. hepsi yazarın zararına kazanıyor. şimdi de "kağıt yok!" teranesini tutturmuşlar. olur inşallah!

ne üzerine olursa olsun, kaleme sarılabilmek için, anlatılacak şey ya da şeyleri çok yakından, çok iyi, çok enine boyuna, çok derinlemesine bilmek, tanımak gereğine inanıyorum. aksi halde, yazılacaklar pek yüzeyden; hatta üstünkörü olur.

23 mayıs 1942: gece. dışarda ilgisiz bir kurbağa peydahlandı. "vırak vırak vırak" diye bağırıp duruyor. öyle bet bir sesi var ki cenabetin. sanki gırtlaklanıyormuş gibi. buna nazım hikmet de alınıyor: "kendini kuş zannediyor pezevenk!" dedi. "böyle kendi sesi hakkında iyi niyet sahibi hayvan olmaz." tam bu esnada -cenabı allah'ın işi yok- hayvan büsbütün yüksek perdeden bağırmaya başladı. nazım hikmet ilave etti: "bak, duymuş gibi kerata.."

tereyağıyla peynir hasreti
baba hasretinden daha kuvvetli çarpar
küçük çocuk kalplerinde

24 mayıs 1942: sabah nazım hikmet marangozhanede işlediği kutuyu eline aldı. bize gösterip övünüyor. onun özelliği: sahiden usta olduğu işlerde ve konularda övünmez. usta değil çömez olduklarında aman allah. örneğin şairlikte henüz yeniymiş, en büyük amacı iyi bir yazar olmakmış, falan. diğer taraftan, örneğin dehşetli marangoz olduğunu söyler. buna sebep o meşhur kutudur.

bence asıl ölmek
istenilmeyen bir dünyada yaşamaktır
her yirmi dört saatte yirmi dört kere ölerek

4 nisan 1960: yağmurlu, pis bir hava. yaşar'dan sonra k. tahir'in de nobel'e aday gösterildiğini öğrendim. ben solda sıfır. demek.. adaaam sen de, geç..