12.6.10

ayrılık valsi

milan kundera

suçsuzların suçluların yerine hesap vermek zorunda olmaları yaşamın garip gizlerinden biridir.

bir kadını baştan çıkarmak herhangi bir budalanın yapabileceği bir şeydir. ama ilişkiyi kesmeyi de bilmek gerekir; olgun bir erkek bundan anlaşılır.

aşk, nasıl sevilen kadını bize daha da güzel gösterirse, çekinilen bir kadının bizde yarattığı ürküntü, çizgilerindeki en ufak uyumsuzluğa ölçüsüz bir boyut kazandırır.

suçluyla kurban arasında fark bulunmadığı sonucuna varmak her türlü umudu bir yana bırakmaktır.

insan bir parça zeki doğsa, doğuştan yabancıdır.

yeryüzündeki en keskin kadın düşmanlarının kimler olduğunu biliyor musunuz? kadınlar. neden bizi baştan çıkarmaya çalıştıklarını sanıyorsunuz? sırf benzerlerini yaralamak ve küçük düşürmek için. tanrı, kadınların yüreğine öbür kadınlardan nefret etmeyi aşıladı; çünkü insan türünün çoğalmasını istiyordu.

politika, yaşamda en az değerli şeydir. politika bir derenin yüzeyindeki pis köpüktür; oysa aslında derenin yaşamı çok daha büyük derinlikte gerçekleşir.

insanda tiksinti duymama yol açan bir şey varsa, o da acımasızlığının, alçaklığının ve dar kafasının lirizm maskesine bürünmeyi başarmasıdır.

hayranlık uyandırma isteği doymak bilmez. hayranlık uyandırmak isteyen kişi benzerlerine bağlıdır, onlara yakındır, onlarsız yaşayamaz.

bu ülkede insanlar sabahlara saygı göstermiyorlar. uykularını bir balta vuruşuyla kesen bir çalar saatle kendilerini kabaca uyandırıyorlar ve hemen uğursuz bir aceleciliğe bırakıyorlar kendilerini. bir şiddet hareketiyle başlayan bir günün daha sonra ne olabileceğini bana söyleyebilir misiniz? çalar saatlerinin her gün küçük bir elektrik şoku geçirttiği bu insanların başına ne gelebilir? her gün şiddete alışıyorlar ve her gün zevki unutuyorlar. bir insanın yaradılışını oluşturan, inanın bana, bu sabahlardır.

bu dünyada önemli şeyler açıklamasız ve nedensiz, varlık nedenlerini kendilerinden alarak gerçekleşirler.

yeryüzünde, hafif denebilecek bir yürekle, benzerini ölüme gönderemeyecek yetenekte bir tek adam yoktur.

sarı saçlar ve siyah saçlar, insanın yaradılışının iki kutbudur. siyah saçlar erkeklik, yüreklilik, içtenlik, eylem anlamına gelir; sarı saçlarsa kadınlığı, sevecenliği, güçsüzlüğü ve pasifliği simgeler. demek ki bir sarışın gerçekte iki kat kadındır. bir prenses ancak sarışın olabilir. yine bu nedenle kadınlar, olabildiğince dişi olabilmek için, saçlarını hiçbir zaman siyaha boyamazlar da hep sarıya boyarlar.

bir sarışın bilinçsiz olarak saçlarına uyar. özellikle de bu sarışın saçlarını sarıya boyatmış bir esmerse. rengine sadık kalmak ister ve narin bir yaratık, uçan bir bebek, her şeyden çok dış görünüşü için kaygılanan bir yaratık gibi davranır; sevecenlik ve hizmet, kibarlık ve nafaka ister; kendiliğinden herhangi bir şey yapabilme yeteneğinden yoksundur, dış görünüşü tepeden tırnağa incelik ve içi tümüyle kabalıktır. siyah saç evrensel bir moda haline gelse, bu dünyada çok daha iyi yaşanırdı. şimdiye dek gerçekleştirilen en yararlı toplumsal reform bu olurdu.

sarışınlarla hiçbir şeye başlamamak gerekir.

inan bana, çılgınca düşünceleri gerçekleştirmekten güzel şey yoktur. yaşamımın bir çılgınca düşünceler dizisi olmasını isterdim.

bir çocukla aşk yerini aileye bırakır, can sıkıntısına bırakır. kaygılara bırakır. keyifsizliğe bırakır. ve sevilen kadın yerini anaya bırakır. 

insanların çoğu yuvaları ve işleri arasındaki bir döngüde hareket ederler. tehlikeden yoksun bir bölgede, iyiliğin ve kötülüğün dışında yaşarlar. öldüren bir adam gördüklerinde içtenlikle yılgı duyarlar. ama aynı zamanda, onları bu dingin bölgeden çıkarmak yeter ve nasılını nedenini bilmeden katil olurlar. bazı deneyler ve eğilimler vardır ki insanlık bunlara tarihin uzak aralıklarıyla boyun eğer. ve kimse bunlara direnemez. 

garip kişiler, garipliklerine saygı gösterilmesini sağlamayı başardıklarında oldukça güzel bir yaşam sürerler.

ağaç nem bulduğu yerde kendi evinde sayılır.

düzen isteği, insanlık dünyasını, her şeyin yürüdüğü, her şeyin işlediği, her şeyin bireye üstün bir kurala köle olduğu örgensel olmayan bir düzene çevirmek ister. düzen isteği aynı zamanda ölüm isteğidir; çünkü yaşam düzenin aralıksız çiğnenmesidir. ya da, tersine, düzen isteği erdemli bir bahanedir ki bunun aracılığıyla insana duyulan nefret onun alçaklıklarını doğrular.

özellikle güçlü bir aşkla tanrı'ya bağlanan kişiler, karşılığında tüm varlıklarına yayılan ve oradan dışarı sızan kutsal bir sevinç duyarlar. bu tanrısal sevincin ışığı dingindir, tatlıdır ve gökkubbenin rengindedir.

unutmayın ki yalnızca sokrates çirkin biri değildi, ama pek çok ünlü kadın hiç de fiziksel güzellikleriyle dikkati çekmiyorlardı. estetik ırkçılık aşağı yukarı hep bir deneyimsizlik belirtisidir. sevişmenin yarattığı zevkler dünyasında oldukça ileri gitmeyenler kadınları ancak görebildikleriyle yargılarlar. ama onları gerçekten tanıyanlar, gözün bir kadının bize sunabileceklerinin ancak çok ufak bir parçasını açıkladığını bilirler.

çağdaş dönem tüm mitlerin maskesini düşürdü. çocukluk çoktan saflık çağı olmaktan çıktı. freud süt çocuğunun cinselliğini keşfetti ve oedipus hakkında bize her şeyi söyledi. bir tek iocaste gizli, kimse onun örtüsünü çekip almaya cesaret edemiyor. analık en son ve en büyük tabu, en büyük laneti içeren tabu. anayı çocuğuna bağlayan bağ kadar sağlam bir bağ yok. bu bağ çocuğun ruhunu düzelmemecesine sakatlıyor ve oğlu büyüdüğünde anaya aşk acılarının en amansızını hazırlıyor.

aşk çoğunlukla nefret çizgilerine bürünür.

yemek sevgisi insanın benzerlerini sevmesinden doğar. terk edilmiş çocuk iştahını yitirir.

insanın kafasını tümüyle uğraştırmak için kıskançlık gibisi yoktur. kıskançlığın mahmuzladığı zaman inanılmaz bir hızla geçer. kıskançlık, beyni coşkunluk veren bir kafa çalışmasından çok daha fazla oyalar. beynin bir tek boş anı yoktur. kıskançlığın pençesine düşen, can sıkıntısı nedir bilmez.

kıskançlık, tek yaratığı yoğun ışınlarla aydınlatma ve öbür erkekler yığınını mutlak bir karanlık içinde tutma gibi şaşırtıcı bir güce sahiptir.

tek olduğuna kesinlikle inanmış bir kadınla, evrensel dişilik alınyazısının kefenini giymiş kadınlar arasında uzlaşma olanağı yoktur. 

gerçekdışı olandan daha gerçek bir şey yoktur.

çocuksuz yaşam yapraksız bir ağaç gibidir.

intihar cinayetten beterdir: öç almak için ya da bir şeye tamah ederek adam öldürülebilir; ama tamah bile sapkın bir yaşam sevgisinin belirtisidir. intihar etmekse, kendi yaşamını alaya alınacak gülünç bir şey gibi tanrı'nın ayakları dibine atmaktır. intihar etmek, yaradan'ın yüzüne tükürmektir.

intihar günahların en büyüğüdür. acılarla geçen bir yaşamın bile gizli bir değeri vardır. ölümün eşiğindeki bir yaşam bile eşsiz bir şeydir. ölümle hiç yüz yüze bakışmamış olan bunu bilmez.

intihar nedenleri her zaman gizemlidir.

insanlık inanılmaz sayıda budala üretiyor. bir insan ne denli budalaysa, o kadar çoğalmak istiyor. üstün yaratıklar en fazla bir çocuk çıkarıyorlar, en iyileri de hiç çocuk yapmamaya karar veriyorlar. bu bir yıkım!

doğum denen tapınç doğanın bir emridir. bunun içindir ki doğumu destekleyen propagandada en küçük bir akılcı görüş aramak boşunadır.