17.5.10

hiroşima

john reader

6 ağustos 1945'te hiroşima üzerinde atom bombası patlatıldığında şehir yerle bir oldu ve alevler içinde kayboldu. 130.000'in üzerinde insan hayatını kaybetti ve 200.000 kişi evsiz kaldı; fakat -birleşik devletler askeri uzmanlarının hazin bir edayla bildirdikleri kadarıyla- "kent sahasının savaş üretim potansiyeline ciddi bir zarar vermeyi başaramadı." tabii ki bombalamanın, pekala stratejik bir gereklilik değil, siyasi bir deneyim olduğu öne sürüldü; japonya artık birleşik devletler kuvvetlerine bir tehdit oluşturmuyordu; bir karşı saldırı düzenleme kapasitesini yitirmiş ve sonunda teslim olmaya zorlanmıştı. fakat yine de ülke yöneticileri, düşmanlıkları kesin bir şekilde sona erdirecek ve -daha da önemlisi- savaşın ardından küresel ilişkilere hükmedecek olan soğuk savaş sürecinde amerika'nın stratejik üstünlüğünü kuracak bir nükleer güç gösterisine gerekçe yaratır derecede kavgacı davranıyorlardı.

hiroşima'ya atılan bomba bugünkü standartlara göre küçük olduğundan ve yerden yaklaşık 580 m. yüksekte patlatıldığından, olabilecek en büyük yıkıma ve radyasyona neden oldu; fakat yerde patlatılsaydı yaratacağı radyoaktif serpinti uzun vadede çok daha fazla hasar verirdi. gerçekten de, yerle bir olmuş şehirden yükselen havadaki radyasyon rüzgarla kuzeye doğru savruldu; bilye büyüklüğünde, is ve tozdan yapış yapış damlalar halinde "kara yağmur" olarak yağdı. ilk patlamayı atlatanların çoğu bu radyoaktif serpintiden dolayı hastalandı ve öldü fakat şehir, 1986'daki patlamanın ardından çernobil ve civarı gibi yaşanmaz bir hal almadı. hiroşima'da yerdeki patatesler patlamanın ısısıyla piştiler; fakat yenmelerinde bir sakınca yoktu.

şehre 4000°c gibi yakıcı bir ısıyla ve saatte 1.600 km hızla ilerleyen 35 tonluk bir kamyonun gücüyle vuran patlama, merkezin 5 km yarıçapı içinde kalan 76.327 binanın %91.9'unu ya tamamen yok etti ya da ağır hasar verdi. patlamanın kuvveti ve hızı merkezden açıldıkça azalıyordu; fakat 2 km mesafedeki istasyonda duran trenleri devirmiş, 2.3 km ötedeki bir köprünün beton yol şeridini sürüklemişti. birkaç bina -özellikle depreme dayanıklı olanları- ayakta kalmıştı; gerçi onlar bile ağır hasarlıydı. bunun dışında patlamanın anında dümdüz etmediklerini, ateş fırtınası küle çevirmişti. takip eden haftalarda çekilmiş fotoğraflarda, kesişen boş caddeler ve çıplak dallarıyla tek tük büyük ağacın görüldüğü her yöne uzanan kavruk bir düzlük vardır. tahta telgraf direkleri kül olmuştu; fakat sayısız ağaç, ateş fırtınasının şiddetine dayanmış yaprakları ve dallarıyla, kömürleşmiş gövdeleriyle ayaktaydı. bu ağaçların bir düzine kadarı hala hiroşima'da ayakta ve hayatta.

binalar gibi, hiroşima'nın sakinleri ve çalışanları da yoğunlukla şehrin bombaya hedef seçilen merkezinde toplanmışlardı; %57 ila 61 kadarı patlama merkezinden 2 km, %81 ila 87'si 3 km'lik mesafedeydi. toplam olarak patlamanın 2 km yakınında bulunanların %63'ü ölürken, 3 km'den uzakta bulunanların %2.5'inden daha azı öldü. bombalama anında hiroşima'da olduğu sanılan yaklaşık 350.000 kişinin 130.000 ila 150.000 kadarı ya hemen ya da 6 ay içerisinde aldıkları yaralar ve radyasyondan öldü.

bununla birlikte, bir atom bombasının dehşeti, atıldığında neden olduğu muazzam yıkımdan ibaret değildir; nesiller boyu bireylerin ve toplumların yakasını bırakmadan onları sakatlamaya devam eder. hayatta kalan 200.000 kişinin %90'ından fazlası evsiz kalmıştı; üstelik bombanın yarattığı travmadan etkilenmemiş olmaları mümkün değildi. fiziksel, psikolojik ya da ekonomik açıdan bizzat kendileri değilse de bir akraba ya da yakın arkadaşları muhakkak etkilenmişti. binlercesi de hayat boyu tıbbi bakıma muhtaç kaldı. ne var ki "hayatta kalanlar" ifadesinden kaçınıldı; çünkü hayatta olmanın vurgulanışı, ölmüş olanların başarısızlığını ima ediyordu. bunun yerine, daha nötr bir kelime, sözcük anlamıyla "patlamadan etkilenen kişi" demek olan "hibakusha" kullanıldı.

patlamanın akabinde, tıbbi ve insani kuruluşlar hayatta kalanların bakımı için çabalarken, hem japon hem de amerikalı yetkililer bombanın şehre ne yaptığını anlama merakı içindeydiler. japon fizikçiler nükleer bölünme hakkında bilgi sahibiydiler ve acil olarak radyasyon seviyelerini ölçmek istiyorlardı; bu arada birleşik devletler ordusu, o zamana kadar yerleşime kapalı çöllerle sınırlı olan deneylerin verileriyle kıyaslamak üzere, bir şehir üzerinde patlatılmış atom bombasının etkilerini değerlendirmek için sabırsızlanıyordu.

bombanın atılmasının üzerinden ancak saatler geçmişti ki japon ordu ve donanmasının tıp ekipleri şehre geldiler. tokyo'dan gelen japon bilim adamlarıysa şehre 30 ağustos'ta vardılar ve hemen radyoaktivite seviyelerini ölçmeye koyuldular. bölgenin normal arka plan radyasyonunun sadece dört katıydı. insan vücudunda ciddi hasar yaratması için en az 1,000 katı seviyeleri gerekliydi. amerikalılar 9 eylül'de yani patlamadan hemen 5 hafta sonra şehrin yıkımı üzerine kapsamlı araştırmalara başladılar; ama yerle bir olmuş şehir azimle toparlanma yoluna girmişti bile.

bombanın ardından hiroşima (ve nagasaki) insanın en korkunç koşullarda dahi normal dengeleri kurabilme güdüsünün övülesi bir örneğidir. imkan bulan, hızla günlük hayata döndü. bombalamanın ertesi günü örneğin, merkez ofisleri tamamen yıkılmış olan bankalar, japonya merkez bankası'nın şehir dışındaki hasar görmemiş bir şubesinde ortak çalıştılar. o ilk günde sadece bir tek; ama birkaç gün sonra 900 müşteri vardı. bombalamadan sonraki 10 gün içinde, şehrin en büyük 10 sanayi tesisinde çalışanların yüzde 40'si işlerine dönmüştü. hiroşima'nın, ülkenin diğer kısımlarına karayolu, tren ve deniz yolu ile transit ulaşımı neredeyse hiç durmadı ve şehrin enerji üretim tesislerindeki hasar hızla giderildi; iki gün içinde elektrikli tramvaylar yıkımın merkez bölgesinde dolanıyor, binaların ayakta ve oturulabilir halde olduğu yerlere elektrik veriliyordu.

bir o kadar önemlisi, atom bombası, şehrin su kaynağının ana kısmını resmen tek parça bırakmıştı. patlamadan evvel, sistem şehre günde 75 milyon litrelik filtre edilmiş su sağlama kapasitesine sahipti. bölgede, ana şebekenin bireysel hanelerle bağlantılarından 70.000'i kırılmıştı; fakat hiroşima'nın ana su şebekesini oluşturan, yeraltındaki 300 km'lik, çapı 10 ila 75 cm arasında değişen demir döküm borularda sadece 8 ciddi çatlak oluşmuştu. bir köprünün üzerinden geçen 40 cm'lik bir şebeke de kırılmıştı. patlama merkezinin 3 km'lik yarıçapı içinde konumlu ana rezervuar ve tesisler hasar görmüş; fakat bombalama gününde dahi acil su ihtiyacını karşılayabilmişti. ekim sonuna gelindiğinde ana çatlaklar tamir edilmiş, 70.000 kırık bağlantı kapatılmış ve işler bir su tesisatı, hayatlarını ve hiroşima şehrini tekrar kurmaya çalışan binlerce insanın hizmetine sunulmuştu.

"her şeyin üzerinden -şehrin yıkıntılarının arasından, çöplerden, nehir kıyılarından yükselen, kaldırım taşları ve teneke çatıların arasından birbirine dolanan, kömürleşmiş ağaç gövdelerine tırmanan, taze, canlı, kösnül, iyimser bir yeşildi; bu yeşillik yıkılmış evlerin temellerinden bile yükseliyordu. yabani otlar külleri çoktan gizlemişti; kır çiçekleri şehrin kemikleri arasında açmaktaydı. bomba, bitkilerin yeraltındaki organlarını tek parça bırakmakla kalmamış, onları güçlendirmişti de. her yerde mineler, yukkalar, kazayağı, akşamsefaları ve gün güzelleri, tüylü meyveli fasulye, semizotu ve dulavratotu ve susam ve dallı darı ve koyungözü doluydu. özellikle merkezdeki bir çemberde sinameki olağanüstü bir canlılıkla yetişiyor; aynı bitkinin kömürleşmiş kalıntıları arasında durmakla kalmıyor, tuğlalar ve asfalttaki çatlaklar arasında yeni yerlere doğru ilerliyordu. neredeyse, bombayla beraber bir dolu sinameki tohumu atılmış gibi bir görünüm vardı." (toshiko sasaki)

yabancı haber ajansları, radyoaktiviteden kirlenen hiroşima'nın 70 yıl süreyle çorak ve yaşanılmaz halde olacağını bildirmişlerdi. şehirde hiçbir şeyin yetişmeyeceği ve kimsenin yaşayamayacağı söylendi. aslında, bombadan birkaç hafta sonra düşen kuvvetli yağmurlar, bir bitki bolluğu yarattı; yanmış ağaçların kopuk kollarından ve çıplak kömürleşmiş gövdelerinden taze tomurcuklar filizlendi; ginko, kafur, okaliptüs, incir, söğüt, zakkum, açelya ve bambu. filizler her boş arazi parçasında bitivermişti. şehirde hayatlarını tekrar kurmak için dönen insanlar sebze ve kış buğdayı ekmekte tereddüt etmemişlerdi. mahsuller iyiydi. patlama noktasına en yakın olan yerle bir olmuş, tadilat bekleyen boş alanlarda bile, civar köylerde hasat edilenden çok daha iyi buğday, mısır, akdarı, domates, patlıcan ve fasulye yetişiyordu. özellikle domatesler mükemmeldi; oldukça bol ve daha evvel şehirde yetişmelerini engelleyen hastalıklar ve zararlı böceklerden hiç etkilenmemiş durumdaydılar. bomba toprağı sterilize etmiş, küller gübreleşmişti. çorak bir bölgede kent tarımı için ideal koşullar yaratılmış ve hayatın devam ettiği doğrulanmıştı; normal düzen yeniden kurulacaktı.

"küllerinden doğmak" bir klişedir; ama hiroşima'nın savaş sonrası tarihini çok doğru tanımlar. japon tarihini de; zira ulus, dünyanın önde gelen tüketim ürünleri üreticisi haline geldi. ve japonya, doğan güneş ülkesi, şu an, güneş enerjisini doğrudan uzaydan toplayarak yeryüzüne yansıtacak teknolojiyi geliştirme çabalarında başı çekiyor. petrolün alternatifine duyulan ihtiyaç, dünya nüfusu ve şehirlerde yaşayan insanların sayısı arttıkça daha da büyüyor.