9.8.10

kafka

elias canetti

kafka, yazarlara özgü büyüklenmelerin tümünden gerçekten yoksundur; hiçbir zaman övünmez, övünmeyi beceremez. kendini küçümser ve hep küçük adımlarla yürür. adımını nereye atsa altındaki zeminin güven verici olmaktan uzaklığını hisseder. kimseyi taşımaz, insan onunla birlikte olduğu sürece hiçbir şey tarafından taşınmaz. böylece kafka, yazarların aldatmacalarından ve göz boyamalarından feragat etmiş olur. yazarların onun çok iyi duyumsadığı parıltıları kendi sözcüklerinde yitirilmiştir. insan onun küçük adımlarına ayak uydurmak zorundadır ve bu yüzden alçak gönüllü olur. yeni edebiyatta insanı bunca alçak gönüllü kılan bir başka şey yoktur.

kafka, tüm yaşamların şişirilmişliklerini en aza indirger. insan onu okurken iyileşir; ama bundan ötürü gurur duymaz. vaazlar onlardan etkilenenleri gururlandırır. kafka ise vaazdan feragat eder. babasının buyruklarını başkalarına iletmez; en büyük yeteneği olan tuhaf bir tutukluk konumu ona, babalardan oğullara sürekli uzatılan buyruklar zincirini kesme olanağını kazandırır.

kafka, kendini buyrukların zorbalığından kurtarır; buyrukların güçlü ve hayvansı yanı onu hiç etkilemez. ama öte yandan buyrukların içeriğiyle yoğun düzeyde ilgilenir. buyruklar, onda düşünceye dönüşür.

bütün yazarlar arasında kafka, iktidar mikrobunu hiçbir biçimde kapmamış tek kişidir; herhangi bir biçimde kullandığı bir iktidar da yoktur. tanrıyı babacanlığının son kalıntılarından da soymuştur. geriye yalnızca yaşamın yaratıcısının istemlerine değil, doğrudan yaşamın kendisine ait düşüncelerden örülme, sık ve parçalanamaz bir ağ kalmıştır.

öteki yazarlar tanrıya öykünürler ve birer yaratıcı gibi davranırlar. asla bir tanrı olmak istemeyen kafka, asla bir çocuk da olmaz. bazılarının onda korkutucu buldukları ve beni de tedirgin eden yanı, onun değişmez yetişkinliğidir. kafka, buyruk vermeksizin fakat oyun da oynamaksızın düşünür.