20.11.2008

karanlığın günü

leyla erbil

komşunu kendinde olanla imrendirmeyeceksin.

sen tutar ömrünü, cem sultan'ı kimin zehirlediğini araştırmaya adarsın, diyelim, cem sultan'ı fransızlar, diyelim ruslar zehirlemiş olsun, bundan sonra neyi değiştirir? ya da beriki, dante'nin divina commedia'sını ebul-ala maarri'nin, risalet-ül gufran adlı kitabından aynen çaldığını ispat etmekle tüketir hayatını; doğrudur da, çalmıştır, biliniyor da pekala, amma, ne fayda, gerçek artık o gerçek değildir, gerçek kaymıştır artık. divina commedia, dante'nindir! maarri'nin adı yoktur ortada. bütün dünya öyle biliyor ve böylece gerçek olmayan gelmiş gerçeği silmiş, yalanı yanlışı kazımıştır beynimize. eğer insanın içinde gerçek tutkusu cayılmaz ve yüce bir duygu olsaydı bu yanlışları benimseyemezdi insanoğlu. dante'yi değil, maarri'nin adını anardık. haklılık, ihanet, insanlık suçu; bunlar gerçek karşısında hayalet gibi kalmış, eskimiş kavramlardır, hiçbir şeyi değiştirmez gerçeği anlatmak!

şu emperyalizmin işlediği en ağır insanlık suçu nedir biliyor musunuz? dünyanın, insanların hala bağımsızlık, demokrasi, özgürlük gibi kavramlar yüzünden mücadeleye girebileceklerini ve kazanabileceklerini sandırtmasıdır! o istemeden, sanki yüce idealler uğruna, vatanseverlik adına çarpışabileceği ve dünyanın değiştirilebileceği umudunu besletmesidir. umudu körüklemesi, kışkırtmasıdır.

bugün milletler kendi kaderlerini kendileri saptayamazlar, bu kader başka güçlerce tanzim edilmiştir, edilmektedir ve edilecektir de.

ben o senin dediğin insan onuru sorununa geçmedim henüz. ben "batı'da da böyle oluyor bu işler!" demelerine karşı çıktım. batı'da oluyorsa ya da doğu'da da oluyorsa, yedi düvelde de aynen oluyorsa, mübah mı sayılacak günahlar, buna yanıt istedim.

"bu en iyisidir, bunu okuyun!" demek hakkını -halktan çok daha kültürlü olduğumuzdan ve kültürümüzün halkın aklının almadığı ve anlayamadığı bir şey olduğundan- kendimizde gören küçük burjuva buyurganlarıydık. onlarsa neye uğradığının farkına varamamış, kendi tiyatrosundan, kendi sinemasından, yazarından, resminden yoksun -daha önce böyle zevkleri tatmadığına göre neden yoksun olduğunu da bilemeyen- sazını çalıp türküsünü söyleyen, el çırpıp göbeğini atarak, bazı bölgelerde halay çekerek, bazı bölgelerde horon tepip hampir çekerek, bizden iyi eğlenip giden, bizi gereksinmeyen insanlardı.

peygamberimiz bir seferden dönüşünde, yolda "ey eshabım, şimdi küçük cihat bitti, büyük cihat başlıyor!" demiş; eshabıkiram, "efendim, büyük cihat nedir, kiminledir?" dediklerinde, "büyük cihat, kendi nefslerinizle yapacağınız cihattır!" diye açıklamıştı. 

bir kızla birlikte olmaktan utanıyor da gene birlikte oluyorsa bir delikanlı, o kızın ağına düşmüş demektir.

herkesin yaptığı iş, meydana getirdiği eser mizaç ve karakterinin aynasıdır. herkes yaratılışına göre davranır.

halkların kimi kazançlar elde ettiği doğru değildir, dostum. biz değişik zaman dilimlerinden bakıldığında öyle sanırız. halklar bugünün yeni teknikleriyle kuşatılmış bir dünyada, eski aşağılanmış durumlarını yeni biçimler içinde yaşamaktadırlar. bu biçimlerden biri de demokrasidir. bugün hitler yahudi öldüremiyor, onun yerine yahudiler öldürüyor; üstelik hitlercileri de değil. kölelik nereden kalktı? olsa olsa adı değişti!

insan anasının karanlık karnından bile mücadele ile kurtulur.

susma hastalığı dil tutulması değil hiçbir şeyi konuşmaya değer bulmama hastalığı olmalıdır.

yaşam öğretir kendini insana.. kedi, öz yavrusunu yer; insan, kendine yetemediğinden zulmeder, erkek diş biler kadına, kadın kocasını aldatır akla gelmez biçimde, kendi karmaşası dışında tertemiz kalmaya izin vermer yaşam, kendini savunmaya, hilekar olmaya sürükler senş, alıştırır kötülüklerine katar.