5.05.2008

cehennem kraliçesi

selim ileri

nasıl olursa olsun, cinsel hayatı küçümseme, onu ayıp kavramıyla lekeleme, hayatın kendisine karşı işlenmiş bir suçtur.

insan sevdiğini sanır; ama sevgi, aşk diye bir şey yoktur. hepsi cinsel ihtiyaçlarımızın giderilmesinden ibarettir.

yaratıcı insan, sürüden ayırt edilemeyecek milyonlarca insanın hayatlarındaki körlüğü, gerçekliği göremeyişi yırtan "trajik" kişidir. trajik insanın yazgısı, gelecek zamanlara söylemektir. nietzsche, trajik insanın başkalarından bir şey beklemeyen; ama hep veren, yalnızca veren, hiçbir şey almayan insan olduğunu söylüyordu.

aşağı tabaka, düşsever marksistlerin sandığı gibi yarının dünyasını kuramayacaktır. aşağı tabakanın bütün değer yargıları bacakarasından geçerdi; derebeylik döneminin kalıntılarıydılar.

güzel erkekler özverisizdir. bütün güzel insanlar özverisizdir.

aşağı tabakadan erkeklerin sevişkenliği, burjuva kadınlarını hep özlemlere sürüklemiştir.

yalnızlık, herkes için geçerli tek yaşama biçimi. konuşmalar, dostluklar, birtakım anlamsız sesler çıkararak sevişmek boşunaydı. önünde sonunda tek başınaydı insan.

aşağı tabaka böyleydi; içe kapanmayı, kendi bireyselliğinde yaşamayı bilmiyordu. konuşmaya ihtiyaçları vardı.

kadınların ve erkeklerin kendi aralarında konuşmaları iğrençtir; ille bayağılığa açılırlar.

dostluk bir aldanıştan ibarettir. kimse karşısındakini anlayamaz.

yalnızlık sanıldığı kadar korkunç değildir.

korkunç bir duygu paylaşamamak. bir hayal yaratıyordunuz; aşk bir hayaldi, sevgi bir hayaldi. bu yüzden insan öncesiz ve sonrasız bir yalnızlığın kölesi oluyordu.

nedense dönüşler kırık ve hüzünlüdür.

yeryüzünün en ikiyüzlü kalabalığı aydınlardı. küçük çıkarları uğruna her şeyi yapabilirlerdi.

bireysel acılar paylaşmasızdır. bir bitki -bir kaktüs- kimi zaman acının canlı simgesi olabilir.

yaşam karşısında şiir sözü de doğrusu pek eski bir biçemdi.

en zoru, yeni bir yere, bilinmedik ve tanınmadık bir uzama kişinin kendi iç gezisiyle katılmasıdır.

umutsuzluk, insana bir tek acıyı armağan edebilir.

yazınsal gerçeklik, yaşamı aktarmaya ne denli uğraşırsa uğraşsın eksik kalır; bu yüzden de yazınsal gerçeklik yaşamı değil, kurmacayı kaynak edinmelidir.

aşk, bayağılıktır.

evli kadınlar, çoğu kez bilemediğimiz mutsuzlukları yaşarlar.

sıradan insanların hepsi, bir diktatör özlemiyle yanıp tutuşur.

herkesin bir gizli yahudisi vardır, bilinçaltına itmeye çalıştığı.

karşılıksız aşklar için yıkımdan başka bir son yoktur.

insanoğlu alışkanlıklarından bir türlü sıyrılamıyor. yeni bir hayatı bu yüzden pek az kişi özlemekte. çok acı çekiyoruz; ama farkında değiliz. yeni bir hayat gerekiyor, yeni bir insan kalabalığı, yeni bir toplum.

insan ilişkileri yaptırımsızdır.

bir insan ikide birde geçmişini hatırlarsa, işi bitiktir.

insan, ölümle ödeşmesinde ciddi olmak zorundadır.

emek, insanın hareket halindeki mülkiyetidir.

dış dünya böyle algılatıyor bize: işçinin sosyal hakları, güvencesi filan. ama iç yaşam, tarihi bilinç, kozmik.. bugünün işçisini roma'nın kölesinden kolay kolay ayıramaz. ikisi de sömürülmektedir çünkü.

sürü insanı yerleşik ahlakla yetinir. kendisinden önce yapılmış değerlendirmeleri, kalıpları bir türlü aşamaz; aşmak isteğini aklına bile getiremez.

bilmek, ardı sıra ödemeyi getirir.

acı çeken her insan hoşgörülüdür.

bilinmeyen bir duyguydu aşk, yürek çarpıntısıydı.

bir kez görürüz ve o an yüreğimiz yıkılır.

aşk, güzelliği ve çirkinliği paylaşmaktır.

intihar da bir piyasa romanı değil midir? en bayağısından bir piyasa romanı?